fbpx

Yazarlar

Published on Ağustos 24th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Sigmund Freud’un yaşam hikâyesi – Sinan Öztürk

Esas adı “Schlomo Sigismund”u 16 yaşına geldiğinde “Sigmund” olarak kısaltarak kullanan Freud, 6 Mayıs 1856 tarihinde zamanın Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na bağlı, Viyana’ya yaklaşık 250 km uzaklıktaki Freiberg’de dünyaya gelmiştir. Ailesi yahudi kökenlidir. Büyük çoğunluğu katolik olan ve toplam nüfusu o zamanlar yaklaşık 4.500 olan bu kentte yaklaşık 130 Yahudi olduğu kayıtlardadır. Yani, aile Yahudi azınlık psikolojisi içinde yaşamıştır. Bu azınlık psikolojisi onun kişiliğinde önemli izler bırakmıştır. Kendi yazdığı otobiyografisinde şöyle der Freud: “Annem ve babam Yahudi’ydi. Ben de Yahudi olarak kaldım. Kendimi çocukluğumdan beri hep bir Yahudi gibi hissettim; dinsiz bir Yahudi.” Pamuk tüccarı olan babasının (Jakob Freud) ikinci evliliğinden doğan ilk çocuğudur. Babasının ilk eşinden iki çocuğu ve iki torunu vardır. Freud’la birlikte ikinci eşinden de sekiz çocuk dünyaya gelir.

Çocukluk dönemi

Freud’un ailesi 1860 yılında Viyana’ya yerleşir. Freud, doğduğu bölgeden kopma acısını unutamamıştır. İlk üç yılın etkisi tüm yaşam fantazilerini etkilemiştir. Viyana’daki ilk yılları oldukça bunalımlı geçmiştir. Kırsal yaşamdan ve sevdiği pek çok insandan ayrılıp büyük bir metropole gelmesi bu dönemlerde onu oldukça sarsmıştır. Sürekli olarak doğduğu yeri özler. Viyana’nın görkemli yapısı onu o yaşlarda doyurmamaktadır. 12 yaşına geldiği zaman babasıyla sık sık yürüyüşlere, gezintilere çıkar. Bu daha sonra hayatındaki en büyük alışkanlıklarından biri olacak ve ilerleyen zamanlarda saatlerce yürüyüşler yaparak bol bol düşünecektir. Okuduğu lise, antik kültürün ön planda tutulduğu bir okuldur. Ağırlıklı olarak Latince, Grekçe ve Antik Çağlar Tarihi okur. Okulda Homeros’un, Sophokles’in, Virgilius’un eserlerini orijinal dillerinden okumuştur. Bu yıllarda Grekçe, Latince, Fransızca, İtalyanca ve İspanyolca da öğrenmiştir. Shakespeare’i 8 yaşında tanımış ve eserlerinin hemen tümünü ezbere denecek ölçüde öğrenmiştir. Freud’un kafasında, Tanrı yerine doğa tasarımının gelişip yerleşmesinde Shakespeare ve Goethe’nin eserleri etkili olmuştur. Kişiliğinin gelişiminde ayrıca Homeros, Sophokles, Burckhard, Dickens, Anatolie France, Heinrich Heine, Emile Zola, Mark Twain ve Thomas Mann gibi yazarların da büyük etkisi olmuştur.

Gençlik, öğrencilik ve ilk mesleki deneyimler dönemi

1873 yılının sonbaharında Tıp eğitimi almak için Viyana Üniversitesi’ne kayıt our. Oysa kendisi daha önce hukuk okuyup politikaya girmek ve sosyal angajmanlar içinde bulunmayı düşünüyordu. Ancak kayıt olmadan bir süre önce bu fikrinden vazgeçer ve Sigmund Freud işte bu kararıyla Freud olur. Burada ilk başta özellikle dönemin önde gelen bilginlerinden Carl Claus’un yanında “Biyoloji ve Darwinizm” ve Ernest Brücke’nin laboratuvarında  “konuşma fizyolojisi” üzerine çalışır. Bu laboratuvar onun çalışmalarının merkezi olur. Bu ortamdan daha fazla yararlanmak için eğitimini bile uzatır ve 1881 yılında doktor diplomasını alır. Doktor olarak zamanın çok ünlü hekimleriyle, özellikle beyin anatomisi üzerine çalışır. Bu dönemlerde hayatı boyu birlikte olacağı karısı Martha Bernays’la tanışır ve 1886 yılında evlenir. 1884-1887 yıları arasında “kokainin sinir sistemi üzerine etkileri” üzerinde çalışır ve bunu kendi üzerinde de denemeye başlar. Kokain bu dönemlerde ameliyatlarda lokal uyuşturucu olarak kullanılmaya başlanır. Ancak bir süre sonra kokain kullanımının bağımlılığa yol açtığı görülünce bu konuda tartışmalar çıkar ve sadece çok zorunlu ve hayati durumlarda lokal anestezi ilacı larak kullanılır.

1885-1886 yılları arasında burslu olarak gittiği Paris’te dönemin dünyadaki modern psikiyatrinin merkezi sayılan Salpetrier Kliniği’nde Jean-Martin Charcot’un yanında çalışmaya devam eder. “Histeri” üzerine çalışmalara burada başlar. Bu klinik onun için çok deneyim kazandığı bir yer olur. Histerinin kökeninde organik bir neden bulunamaması Freud’u meraklandırır ve bu alana doğru büyük bir adım atar. Burada uygulanan hipnozları görür. Freud hastalarla ilgilenir ve burada histerinin kökeninde seksüel merkezli nedenler olabileceğini düşünür.

1886 yılında Viyana’da ilk kez kendisine ait nöropatoloji üzerine çalışmalarını sürdüreceği muayenehaneyi açar ve burada da histeri vakalarıyla karşılaşır. İlk hipnoz çalışmalarına burada başlar. Bu Viyana’da çok yeni bir uygulamadır. Histeriyi genel olarak, mutsuzluğa karşı bir savunma olarak değerlendirir.

Olgunluk ve yaratıcılık dönemi

Freud hakkında kısa bir özgeçmiş yazabilmenin ne denli zor olduğunu bu yazıyı yazarken daha iyi fark ediyorum. Elimden geldiğince sadece çok önemli noktalara değinerek devam ediyorum.

Dönemin çok tanınan ve Freud’un kişiliğinin evriminde çok pozitif rol oynayan, kendisinden 14 yaş daha büyük olan doktor Josef Breuer’le  dostluk kurar. Ondan psikanaliz literatürüne geçecek olan histeri vakası, “Anna O. Vakası”nı dinler ve böylelikle Breuer’le birlikte “Histeri Üzerine Araştırmalar” kitabını çıkarırlar. Bu birliktelik psikoanalizin bir disiplin olarak oluşmasına kadar götürür Freud’u.

1896 yılında babasını kaybeder. Aynı yıl “Düş Yorumu” kitabını yazmaya başlar. Bu çalışması iki devrimci keşfi kazandırır bizlere: Rüyalar; arzuların yerine getirildiği sahnedir ve aynı zamanda bilinçdışına sistematik göndermelerdir. Bu dönemlerde İtalya, özellikle de Roma seyahatlerine çıkar. Roma tarihi üzerine incelemeler yapar. Arkeoloji ile psikoloji arasında ilişki kurar. Öteden beri var olan koleksiyon tutkusunu özellikle Roma ve civarından getirdiği parçalarla, heykelciklerle geliştirir. Zaman içerisinde çalışma odasında Çin vazolarından Mısır kültür bulgularına, Buda heykellerinden değişik rölyeflere kadar yaklaşık üç bin kadar kıymetli eşya ile doldurmuş, burasını bir küçük müze haline getirmiştir.

Bir sonraki yazımda ele alacağım “Libido” “Odipus Kompleksi” “nevrotik vakalar” “bireyin seksüel gelişimi” “iğdiş” “bilinçdışının psikolojisi” “narsizm” üzerine yoğun çalışmalarını sürdürür ve giderek insanın derininde gezintiler yapmaya başlar. 1910 yılında Freud artık dünya çapında tanınmış bir bilim insanıdır. Bu arada Adler, Stekel, Jung ve Rank gibi eski öğrencileriyle düşünsel ayrılıklar da başlar.

1913 yılında yeni bir çalışmasını bitirir: “Totem ve Tabu”. Bu çalışmasındaki ana fikir totemizmin exogamiyle ilgili olduğudur; yani aynı totem topluluğunun üyeleri arasında cinsel ilişkinin yasak olması, ensest ilişkilerin tabulaştırılmasıdır. Bunun biyolojik bir engel değil, sosyal bir amacı olduğunu görür. Olgunluk dönemlerinin sonlarına doğru 1923 yılında Freud’un en yaratıcı olduğu dönem de diyebiliriz. “Ben” “Alt ben” ve “Üst ben” kavramları bu zaman ortaya çıkar. Peşpeşe çalışmaları kitapları yayımlanır. Aynı yıl damak kanserine yakalanır. 33 ameliyat geçirir ve bundan sonra hayatı acılar içinde geçer. Hayatının sonuna değin çene protezi kullanmak zorunda kalacaktır. Canını çok yaktığı için bu proteze “canavar” adını verir.   Acılarını dindirmek için kokaini kendisinde kullanmaya başlar.

Yaşamının son dönemleri

İnsana bakışın değişiminde tartışılmaz çok önemli bir yeri olan Freud hayatının son dönemlerinde oldukça sıkıntılar yaşamıştır. Sağlık sorunları artmış ve yaşlanmıştır. 1933 yılında Hitler iktidara geldiğinde yakılan kitaplar arasında Freud’un kitapları da vardır. Mart 1938’de Naziler Avusturya’ya girince, Freud üç ay içinde oradan ayrılıp ailesiyle birlikte Londra’ya yerleşir. Ömrünün son bir yılını burada geçirir, uzun yıllardır süren kanser hastalığına rağmen hayata gözlerini kapadığı 23 Eylül 1939 tarihine kadar çalışır. Cesedi yakıldıktan sonra külleri kendi koleksiyonuna ait bir sandığa koyulur ve Londra’nın Golders Green mezarlığına defnedilir.

Bu kısa biyografinin ardından haftaya Freud’un çalışmaları ve geliştirdiği kavramlar üzerine yazmaya devam edeceğim. Kullandığım kaynakları yazının sonunda vereceğim.

24 Ağustos 2020

Tags: , , , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑