fbpx

Kadın

Published on Ağustos 4th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Sendikalar İstanbul Sözleşmesi’nin neresinde? – Necla Akgökçe

Epey uzun zamandır feministler, kadın örgütleri, tek tek kadınlar İstanbul Sözleşmesi ile yatıp kalkıyorlar.  Sosyal medya eylemlerinden, sokak gösterilerine, mitinglerden, basın açıklamalarına her aracı kullanarak memleketin her yerinde, her ortamda kadın cinayetlerine karşı sözleşmenin önemini bıkmadan usanmadan anlatıyor, tartışıyor, can hıraş haykırıyorlar. Gerçekten de bir dönem şiddete uğrayan kadınlar için hukuksal kazanım olarak değerlendirdiğimiz sözleşme, hareketin merkezine oturdu.

Nasıl oturmasın? Kadın cinayetlerinde cezasızlığın hakim olduğunu bilen, koşulların kendi lehlerine gevşeyeceğini gören, işiten erkekler geçtiğimiz ay içinde 36 kadının daha canına kıydılar. Kendi hayatını, kaderini kendi belirlemek isteyen her kadın yanındaki, yöresindeki erkekler tarafından öldürülüyor.  Kadın kırımı en önemli toplumsal sorunlardan biri haline geldi. Belediyelerden, meslek örgütlerinin kadın yapılarına, Kotton, Mavi, Oxxo, Eker, Watsons Türkiye’ye, Petrol Ofisi, Eczacıbaşı’ gibi kapitalist işletmelere son olarak da AKP’nin kadın kolları gibi işleyen KADEM’E kadar  birçok kurum ve kuruluş feminist hareketin bu haklı talebini desteklerken, yukarıda saydığımız yerlerde örgütlü, kadın üyelerinin çıkarlarını da savunmak zorunda olan çoğu kez erkek erkeğe kapalı devre bir hayat süren işçi sendikalarının pek bir ses çıkmadı.  

Memleketin en büyük işçi sendikaları konfederasyonu Türk-İş’le başlamak istiyorum.  Pınar Gültekin cinayetinden sonra 22 Temmuz’da “Kadına yönelik şiddet kabul edilemez”  başlıklı bir bildiri yayınlamak zorunda kaldı, bu ağzı var dili yok konfederasyonumuz.  Zorunda kaldı diyorum çünkü tüm ülkede bu cinayeti kınamayan kişi veya kurum neredeyse yoktu. Bakın başlık bile ne kadar erkek ve dünyadan habersiz, hayır, son vs gibi kesin ifade barındırmıyor, kabul etmiyoruz da demiyorlar, -bağlayıcı bir ifade ne de olsa- herkes kabul etmediği için kabul edilemez bulunuyor.

Kabul edilebilir gerekçe ne ola?

Şöyle devam ediyorlar: “Ülkemizde yaşanmasından utanç duyulması gereken kadın cinayetlerinin kabul edilebilir bir gerekçesi bulunmamaktadır. TÜRK-İŞ Yönetim Kurulu, kadın cinayetleri başta olmak üzere, kadına karşı şiddetin her türlüsüne karşı olduğunu kamuoyuyla paylaşmaktadır.” 

Ey Türk-İş yönetim kurulu dışında kalan ölümlüler, kadın cinayetlerinden utanç duyun çünkü bunların kabul edilebilir bir gerekçesi yok(kabul edilebilir gerekçesi olsaydı, zaten biz kabul ederdik). Gerekçesi olmayan kadına yönelik her türlü cinayete karşı olan iktidar sahibi erkekler olarak, bu düşüncemizi sizlerle paylaşma lütfunda bulunuyoruz. Nokta. Devam etmiyorum, amacım söylem analizi yapmak değil çünkü.  Baştan sona iktidar ve şiddet söylemini yeniden üreten, bu bildiriye imza atanların şiddete karşı olabileceklerini düşünmüyoruz elbette. Bildirinin sonuna doğru işyerlerini hatırlamışlar. Orada da yine başka sendikalara işyerlerinde şiddete karşı mücadele etmeleri gerektiği hatırlatılıyor.  

Daha sonra şiddete uğrayan kadının yanına çocukları da ekleyip aileyi işin içine katarak çözüm üreteceklerini, ya da ürettiklerinin altını çizen Türk-İş erkekleri, bunun için üzerlerine düşen görevleri yerine getirdiklerini, eğitim yaptıklarını da sözlerine eklemişler.  Türk- İş’in bildirisinde İstanbul Sözleşmesine dair, tek bir sözcük yok. Kadınların yükselttikleri mücadelenin ana ekseninin bu sözleşmeye sahip çıkmak olduğunu bilmediklerini sanmıyorum. Bilmeseler bile duymuşlardır. Ama AKP hükümetinin ve ülkeyi idare eden erkeklerin karşı oldukları, kadınları ve LGBTİ+ yı koruyan, şiddete karşı devletlere ve kurumlara bir takım sorumluluklar yükleyen bu sözleşmenin, yanında olmadıkları da, tutum almamalarından belli zaten. Hükümet çark ettiğinde bunlar da “kabul edebilir” hale gelecekler.

Türk-İş bünyesinde bulunan bağlı sendikalarda durum, konfederasyondan daha beter. Kadın cinayetlerine karşı önemli bir hukuksal metin olan ve iki tane kadın düşmanı herifin twetterde  açtığı hesabı dayanak göstererek hükümetin çekilmeyi düşündüğü İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmamasına yönelik kadın hareketi tarafından başlatılan ve ülkede yükselen mücadeleyi, görmezden gelmeyi tercih ediyorlar. Bir zamanlar Türk-İş’te sosyal demokrat sendikaları bir araya getiren Sendikal Güç Birliği Platformunun, yürütücüsü durumunda olan kadın üye oranının yüksek olduğu sendikalardan Tek- Gıda- İş, sus pus durumda. Kadın cinayetlerine dair Aydınlık mahreçli bir iki haber paylaşmışlar. Hepsi bu. Aydınlık meftunu olabilirsiniz tabii de ama sendikanın kadın politikasını ya da herhangi bir politikasını oraya bakarak oluşturamazsınız. 

Dümen suyuna gitmeyin biraz da

Kadın dergisi çıkarmaya devam eden, yine kadın üyelerin bir hayli fazla olduğu Tez- Koop İş Sendikası yine bir zamanlar sendikal alanda kadın mücadelesinin başını çeken Petrol-İş Sendikası yönetimleri, maalesef ya akıllarına gelmedikleri için, ya önemsemedikleri için ya da konfederasyonlarına fazla kulak verdikleri için, ya da reflekslerinde olmadığı için ya da basitçe erkek egemen yapılar oldukları için tutum belirlemeyip, Türk-İş’in izinden gittiler. Eee kardeşim siz kadına karşı şiddetle mücadeleyi ön gören ILO’nun 190 sayılı sözleşmesini canı gönülden destekliyor bazı vaatlerde de bulunuyordunuz yaa. N’oldu?   

Burada içinden geldiğim, işleyiş mekanizmaları, gelişim düzey ve süreçlerini az çok bildiğim sendika uzmanlık dairelerine de söyleyeceğim bir iki laf var. Merkezi bir kadın politikasının belirlenmesi elbette bir örgütlenme, birikim, cüret, anında refleks ve uzmanlık meselesidir. Ve “başkanım ne ederse doğru eder”,  “salla başını al maaşını”, “ aman ağzımın tadı bozulmasın” “ onlar istemediklerine göre kendime niye iş çıkarayım” düşüncesinde olan kadın hareketi ile uzaktan yakından dirsek teması bulunmayan kadın ve erkek uzmanların yürüteceği bir şey değil.

Petrol-İş Gebze Şubesi’nin ve Gebze Şube Kadın Komisyonu’nun hakkını yemeyelim bu arada, geçtiğimiz yıllarda kadınların ağırlıklı olduğu Flormar direnişi ile öne çıkan Şube’de, kurulan kadın komisyonu, işyerlerinde eylemler yaparak sözleşmenin önemine dair bildiri okudu.  İstanbul Sözleşmesi’nden yana olduklarını açıkça deklere ettiler. Eylemlerin iş yerlerinde yapılması ise konuyu ve  kadın üyeleri ne kadar ciddiye aldıklarının açık göstergesi olduğu gibi bir politika yapma biçimi de aynı zamanda.    

DİSK baştan beri sözleşmeyi savundu

DİSK’e gelince. DİSK’in son dönemlerde merkezi düzeyde kadın olaylarına sessiz kalmadığını belirtmek isterim. Sesiz kalmıyorlar derken şunu kastediyorum sessiz kalmıyorlar ama çıkardıkları ses o kadar da yetkin ve kuvvetli değil. DİSK yönetim kurulunun İstanbul Sözleşmesini destekleyen bir metni yok. Kadın konusunu kadınlar dile getirsinler, diye düşünmüş olabilirler.  DİSK’in 8 Mart bildirisi ve eyleminden bu yana yayınladıkları bildiri ve afişlerinde “İstanbul Sözleşmesi’ne dokunma” başlığına çok da rastlıyoruz.

Daha sonra Mayıs ayı içinde kadın komisyonu adına KESK, TMMOB, TTB ile birlikte yayımladıkları karışık bir metin var. Ama orada da İstanbul Sözleşmesini desteklediklerini belirtmişler. DİSK’in bu konuda yayımladığı son bildiri de yine kadın komisyonu adına yazılmış. İçerik olarak fazla kuvvetli olmayan, ya da sendikanın bu konudaki politikasını ve mücadele yöntemlerini konu edinmeyen metnin olumlu özelliği yukarıdan yukarıdan konuşmaması.

Bildiriye kadın mücadelesine aşina kadınların elinin değdiğini şu satırlardan anlıyoruz. “Sendikaları, meslek örgütlerini, demokratik kitle örgütlerini, kadınlardan yükselen sesi büyütmeye, başta İstanbul Sözleşmesi olmak üzere haklarımızı koruyan ve geliştiren her türlü yasaya sahip çıkmaya çağırıyoruz.”  Mücadelenin öznesinin kadın hareketi olduğu kabul ediliyor, sendikalar da destek olmaya davet ediliyor. Feministlerin, kadın hareketinin istediği tam da bu… Destek, sendikalar bunu yaptıklarında incileri dökülmüyormuş demek ki. Destek sendikaların bulundukları yerden İstanbul Sözleşmesini neden desteklediklerini üye kadınlara anlatmaları ve bu konuda süreklilik arz eden bir politika oluşturmaları da bir destek biçimidir mesela. Belki bu daha başlangıçtır diyor ve susuyoruz.  

DİSK içinde kadın çalışmaları açısından öne geçmiş, yapıp ettikleri ile sendikalı kadın hareketinin merkezi olmaya aday, Birleşik Metal- İş Sendikası ve Birleşik Metal Kadın Komisyonu ise başlangıçtan itibaren İstanbul Sözleşmesi’nden yana olduklarını, açıkça belirttiler. DİSK’in kadın üye sayısı oldukça fazla olan diğer büyük sendikası Genel- İş Sendikasının da konuya dair bir bildiri yayınladıklarını söylemeden geçmeyelim. Birleşik Metal’in farklılığı ise bildiri ile yetinmemeleri.

5 Ağustos’ta işçi kadınlar alanlara

Onlar da geçtiğimiz günler de fabrikalarda devletin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmemesi ve sorumluluklarını yerine getirmesi için eylemler yaptılar, dövizler taşıyıp, bildiriler okudular. Dediğim gibi bu bir sendikal politika, kadın işçilerin hayatının söz konusu olduğu durumlarda, politikayı onlarla birlikte yaparak onları bilgilendirip, güçlendirmeye çalışmak, sendikaların pek az başvurdukları bir yöntemdir bu.

Son aldığım bir bilgi İstanbul Sözleşmesinin AKP yönetim kurulunda görüşüleceği ve feministlerin, kadın hareketinin kitlesel sokak eylemleri yapacağı 5 Ağustos tarihinde Birleşik Metal İş Sendikası’nın işyerlerinde eylem yapacağı doğrultusundaydı. Yapınca oluyormuş demek. Gerçekten de sendikalarda kadın politikası el ucuyla, yapılacak bir şey değil. Ciddiyet isteyen bir iş.

Hangi sendikada olurlarsa olsunlar veya hiçbir sendikaya üye olmasınlar, yaşamları pamuk ipliğine bağlı kadın işçileri İstanbul Sözleşmesine sahip çıkmak üzere 5 Ağustos Çarşamba günü hemcinsleri ile birlikte sokaklarda ses çıkarmaya davet ediyorum. Çünkü bizi ve haklarımızı bizden daha iyi kimse savunamaz.  

04.08.2020

Tags: , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑