fbpx

Yazarlar

Published on Eylül 16th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Pandemi, işçi sağlığı ve suskun sendikalar – Necla Akgökçe

Kapitalizm öldürür, sloganının haklılığının ispatlandığı zamanlar yaşıyoruz. Kimi öldürür? Elbette başta işçi sınıfı olmak üzere sömürüye maruz kalan emeği ile yarı aç yarı tok yaşayan tüm kesim ve grupları.  Kötü havalandırılması olan işyerlerinde neredeyse sıfır hijyen koşullarında, sendikalı işyerlerinin bir kısmında bile çoğu zaman bütün gün iki maskeyle, sendikasız işyerlerinde ise kendilerinin temin ettikleri ucuz maskelerler ya da maskesiz ve mesafesiz birbirleriyle dip dibe çalışan işçiler arasında pandemi, çok hızlı biçimde yayılıyor. Her gün bir fabrikadan “korona virüs…. işyerinde patladı” şeklinde haberler geliyor. Patronlar izne çıkarmıyor, hasta hasta çalışanlar var, fliasyon denilen şey üç, beş aşamalı, genellikle yakın temaslılar üzerinden yapılıyor, çoğu zaman temas üzerinden de yapılmıyor.  Olağanüstü koşullarda bir işi oldukları için patron ve devlet tarafından “şükür” etmeye çağrılan pek çok işçi,  eskisine göre sağlık ve güvenlik açısından çok daha kötü şartlara katlanmak zorunda. Sağlık, perakende, gıda,  tarım ve temizlik gibi pandemi koşullarında “devam etmesi elzem” sektörlerde işçiler ise yaşamsal riskin yanı sıra çok uzun çalışma süreleri, artık lüks hale gelen rutin işçi sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin askıya alınması ile her türlü kazaya ve meslek hastalığına açık bir biçimde çalışıyorlar. Hastalıkların büyük bir bölümü daha sonraları ortaya çıkacak.

Basın açıklaması nereye kadar

Makarna, çikolata, un fabrikasında, akan bantlar karşında devamlı ayakta duran bir işçi kadını düşünün ya da Bursa ilçelerinden birinde konserve, salça fabrikasında güvencesiz olarak çalışan sezonluk bir işçiyi. Kimya endüstrisinde ilaç fabrikasında gece vardiyasındaki işçiyi ya da hastane ve devlet dairlerinde devamlı fazla mesaide olan taşeron temizlik işçilerini… İşçiler pandemiden kurtulsa bile bu süreçte onları her türlü sağlık ve güvenlik haklarından yoksun bırakan çalışma biçimleri ve bunu sağlamak için iyice otoriterleşen bir iş rejimi altında, yaşamlarını yitirecek veya sakat kalacaklar. Durum vahim ve örgütlü örgütsüz pek çok işyerinde somut acilen yapılması gereken işler var. Muhalefet, sendikalar, meslek kuruluşları basın açıklaması yapmakla yetinir hale geldiler.  

Size iki günde sol gazetelere yansıyan, iş cinayeti ve kazaları haberlerini vereyim: Gebze Ferro Döküm’de EYT’li 51 yaşında Niyazi Ak döküm potasının altında kalarak yaşamını yitirdi. Artvin Murgul’da maden işçilerini taşıyan otobüs devrildi iki işçi öldü, Elazığ’da Mustafa Türk’ün inşaatta çalışırken üzerine demir kalıp düştü ve yaşamını yitirdi. Dere yatağına yuvarlanan traktörün sürücüsü öldü. Maraş’ta Tekstil fabrikası yandı, Van’da yol yapım çalışması sırasında göçük altında kalan işçi ağır yaralandı, Antalya’da kasasında işçi taşıyan kamyon kaza yaptı, 2’si ağır 19 kişi yaralandı.

İSİG Meclisi’nin yayımladığı aylık raporlardan da Covid 19 ve ölümlü kazalar nedeniyle yaşamlarını kaybeden işçi sayısına baktığımızda bir işçi kırımı ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. İSİG’in Ağustos ayı raporuna göre yılın ilk 8 ayında en az 1306 işçi yaşamını yitirdi. Sadece Ağustos ayında yaşamını kaybedenlerin sayısı ise 208.  Meclis salgın sonucu ölenlerin kimlik bilgilerine ulaşamadıklarını açıklıyor.  Elde ettikleri bilgileri yerel basın, işçi aileleri, tabip odalarından aldıklarını belirtmişler… En az 244 işçinin çalışırken Covid -19’a yakalanıp öldüğünü tespit etmişler. Bu yaklaşık bir rakam, doğru bilgiye ulaşmak zor,  haber kaynakları arasında sendikalar yok dikkat edersiniz.

Yeni işçi sağlığı önlemleri

Ağustos ayı içinde iş cinayetlerinin yüzde 16’sı inşaat ve yol alanında vuku bulmuş. Bu iş kolları diğerlerine göre ölümlü kazaların en yoğun olduğu iş kolları.  Raporda önemli bir başka veri daha var: İş cinayetlerinin yüzde 15’i ticaret ve büro gibi daha az riskli olarak değerlendirebileceğimiz bir iş kolunda gerçekleşmiş. Bu yüksek rakamı Covid- 19’a bağlayabiliriz.  Nitekim İSİG’in geçtiğimiz ocak ayında yayımladığı 2019 yıllık raporunda, ticaret ve büro işkolunda iş cinayeti oranı yüzde 6 civarında seyrediyordu. Covid-19 çalışanı genellikle 50’nin altında olan büroları, AVM ve market işçilerini vurmuş gözüküyor.  Yine Ağustos ayında iş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımında yüzde 25 ile Covid- 19 ilk sırayı alırken, her zaman en yüksek oranda seyreden trafik ve servis kazalarında ölüm yüzde 21 civarında kalmış. Rakamlar her zaman bir şey anlatamayabilir ama bazen gerçekleri duymak isteyenlere izlenecek politikalar konusunda doğrultu gösterebilir. Büro ve ticaret alanının sendikalaşma oranının en yüksek olduğu iş kolu olduğunu belirtmeden geçmeyelim. Sendikaların internet sitelerini izleyin isterseniz, 29 Ekim kutlaması, İzmir’in kurtuluşu, sünnet kutlamaları, ölenlere taziyeden geçilmiyor.     

Pandemi süreci neoliberal iktidarların, onlar tarafından oluşturulan veya revize edilen iş sağlığı ve güvenliği yasalarının işçilerin değil, patronların çıkarlarını gözettiğini açıkça gösterdi.  Ama bu durumun politikasını yapıp, işçilere sunabilen bir irade yok ne yazık ki? Sendikaların baskı gücünün olduğu Batılı kapitalist ülkelerin bazılarında, COVİD-19 nedeniyle hükümetler işçi sağlığı ve iş güvenliği yasalarına pandemiye özel eklemelerde bulundular. Almanya’da örneğin geçtiğimiz ağustos ayının 11’inde Alman Sendikalar Birliğinin de (DGB) onayladığı iş sağlığı ve iş güvenliği alanına yeni standartlar getiren değişiklikler yapıldı. Patronlara karşı koruyucu önlemlerin alınması ve hakların uygulanması konusunda iş sağlığı ve güvenliği uzmanlarına ve iş yeri konseylerine geniş yetki verildi. Uygulamaları denetleyecek yapı belirlenerek genişletildi. Nisan ayında çıkarılan genelge sendikalar tarafından, tavsiye niteliğinde olduğu için çok eleştirilmişti.

Bu örneği ideali budur diye vermiyorum, emperyalizm koşullarında Batılı kapitalist ülkelerde işçilerin bir takım haklara kavuşması için üretim zincirleri ile onlara bağlı üretim yapan bizim gibi ülkelerdeki işçi sınıfının daha fazla sömürülmesi ve güvencesizliğe mahkum edilmesi gerektiğinin farkındayım.  Ama sendikaların görevlerini hakkıyla veya biraz da olsa yerine getirmesiyle gerçekten dünyanın bu tarafında da ufak değişiklikler olabilir.

 Yasalar ve denetimler yetersiz        

Türkiye’de 2012 yılında çıkarılan ve iş sağlığı güvenliği alanında kapsayıcı olduğu iddia edilen 6631 sayılı yasanın kimsenin derdine derman olamayacağı daha o vakitten belliydi, daha sonra çıkarılan kararnameler ve torba yasalara eklenen hükümlerle iyice güdükleştirildi. 50’nin altında işçi çalıştıran işletmelerdeki işçiler bütünüyle kendi kaderlerine bırakıldı. Ev hizmetlileri ve tarımda mevsimlik geçici- gezici işçiler hepten dışarıya atıldı. Ve her şeyden önemlisi, işçi sağlığı ve güvenliği tedbirlerini almakla yükümlü olan işvereni denetleyecek ciddi bir mekanizma hala kurulamadı.

İşçiler arasında “önemli olan üretimin devamı, çarklar dönsün diye bizi gözden çıkardılar”  gibi yakınmalara daha sık rastlar olduk.   Bu J. Ranciere’nin kapitalist üretimde işlenmiş maddenin bir “idea” haline gelmesi diye adlandırdığı durumdur. İşçi bedenlerinin “idea”nın boyunduruğu altına girdiğini çark işlerken pek fark edemiyorduk. COVİD- 19’un açığa çıkardığı gerçeklerden biri de bu oldu.  Gerçekliğin üzerinde yeşerdiği yerler işçi sınıfının çıkarlarını savunduğunu iddia eden sendikalar ve siyasi partiler açısından teşhir, politika üretme alanlarıdır. Fakat ne yazık ki pandemi sürecinde pek çok sendikanın çalışmaları durdu, inanılmaz bir sessizliğe gömüldüler.    

Bir sendikanın en önemli görevi örgütlenmedir. Ama işçi sağlığı ve güvenliği en az örgütlenme kadar önemli ve savsaklanamaz bir faaliyet alanıdır. Pandemi, savaş, kriz gibi olağanüstü koşullarda örgütlü işçilerin can güvenliğini, sağlığını korumak ilk ve en önemli görev haline gelir. 

Ölümler ve kazalar sendika sırrı olmamalı

Fakat Türkiye sendikalarında hakim işçi sağlığı ve iş güvenliği anlayışı “sendikalı iş yerinde kaza ve iş cinayet olmayacağı” önyargısı üzerinden şekillenmiştir. Bu anlayış, çok büyük olmayan iş kazalarının ve meslek hastalıklarının bir “sendika sırrı” olarak saklanmasını da doğurur çoğu kez. Şeffaflığın olmaması da sol sendikalarda,  ülkedeki otoriter yönetimin veya yönetimlerin varlığı ile açıklanırken, sağ ve yandaş sendikalar açıklama yapma gereğini bile duymazlar. Demokratik olduğunu iddia eden sendikaların büyük bölümü şeffaflık eksikliği ile maluldür.   

Kapalı devre işleyen sendikal kültür içinde işyerlerinde rastlanılan kaza ve iş cinayetleri istisna olarak ele alınır. Bu durum işçi sağlığı ve iş güvenliği alanındaki politikalarına (politikasızlığa) da yansır.  Örneğin pek çok sendikada eğitimden, dış ilişkilere, muhasebeden, başkan danışmanlığına kadar birçok birim olmasına rağmen, bir işçi sağlığı ve güvenliği birimi bulunmaz.  Bir iş yerinde kaza olduğunda sendika hukukçuları ve bakanlığa bağlı iş müfettişi veya sendikanın dışarıdan sağladığı görevliler tarafından o kaza özelinde çözümlenir olay.   İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanında sendikaların bir iç örgütlenmesi de yoktur.  Bu işle çoğu zaman başka işleri de olan uzmanlar, bir ek uğraş olarak ilgilenir.  Oysa işçi sağlığı ve iş güvenliği çalışmaları alanda sertifikası bulunan işçi sağlığı ve güvenliği uzmanları tarafından yürütülmelidir.  Beş görevi birlikte yapan uzmanlar ancak gündelik işlere koşturabilirler.  Sektörel bazda, pandemi gibi olağanüstü koşullarda işçi sağlığı ve güvenliği politikası ortaya koyabilecek ne zamanları ne de çoğu zaman olduğu gibi birikimleri vardır.  Korunma odaklı tedbirleri çok az sendika alır bu da yalnızca yılda iki, üç yılda bir verilen eğitimlerle sağlanmaya çalışılır. Pandemi döneminde işyerlerinden gelen istek üzerine salgın denetimi yapıp, işçileri teste ve hastaneye yollayan bir, bilemediniz iki sendika biliyorum. Aynı biçimde salgın nedeniyle kapatılan sayılı sayıda iş yeri var…

Bugün iki büyük işçi konfederasyonunda da işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında işlevsel bir iç örgütlenme bulunmuyor. Türk-İş’te hükümet bürokrasisi ile birlikte çalışan bir işçi sağlığı güvenliği komisyonu var, ama işlerliği yok.  Komisyon son toplantısını 2019’da yapmış, pandemi sürecinde bir varlık göstermediğini biliyoruz.  DİSK’te bir işçi sağlığı ve iş güvenliği dairesi bulunuyor.  Pandemide çalışanların yasal haklarını belirten bir broşür yayımladılar.  Salgının yasalarla ilgili yanı var ama temelde bir sağlık sorunu. İşyerlerinde neler olup bitiyor, işyeri özelinde pandemiye ilişkin riskler ne, ne tür tedbirler alınıyor ve alınması gerekiyor?  DİSK’te de bu işlerle uğraşan ve politikalar üretebilecek bir iç örgütlenme yok, varsa da işlevsiz.    

İşçi sağlığı ve güvenliğine alanında bir yapısı olmayan konfederasyonların ve sendikaların başvurduğu yöntemlerden biri de dışarıdan, üniversitelerden, uzman desteği sağlayarak komisyonlar oluşturmaktır.  Bunun adına komisyon filan deniliyor ki, çok yanlış. Türkiye’de bir sendika akademisi olmadığı için klasik üniversite eğitiminden geçen hocalar, o sektörün-veya birkaç sektörün- özel şartlarını bilmiyorlar ve bilemezler de, onların desteği ile genel raporlar hazırlanıp, kamu oyuna sunuluyor. Sendikanın görünürlüğü ve imajı açısından önemlidir bu raporlar, fakat içeride yürütülecek bir işçi sağlığı ve iş güvenliği çalışmaları için yol gösterici olmaktan uzak olduğu gibi sorun çözücü de değildir.

Sendikalar yapılar oluşturmalıdır

Türk Tabipler Birliği’nin temmuz ayı sonunda pandemi ile ilgili yaptığı açıklamada, işçi sağlığı ve iş güvenliği çalışmalarının, işçi sağlığı uzmanları, iş yeri hekimleri ve sağlık personeli tarafından yürütülmesi gerektiğinin altı çiziliyordu.  Önerdikleri bir politika yapma biçimi esasında. Bence sendikaların kendi bünyelerinde de bu üçlünün çalışmalarını izleyecek birileri de bulunmalıdır. Sendikalı iş yerlerinde işçi sağlığı uzmanı, dışarıdan değil sendikadan olabilir mesela…

Tabipler Birliğinin önerisi geliştirilerek,  pandemi dışı zamanlar için de bir model oluşturulabilir.  Fakat hangi model olursa olsun sendikaların işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda kendi iç örgütlenmelerini gerçekleştirmeleri gerekiyor. Hükümetin önerdiği iş yeri kurulları ve dışarıdan uzman desteği ile bu iş nereye kadar gidecek?

Umarım salgın bir vesile oluşturur, sendikalar işçi sağlığı ve iş güvenliği konusundaki politika ve yapı eksikliklerinin farkına varıp, giderme yoluna başvururlar.  Bir musibetin bin nasihatten daha iyi olduğu, sözü, bu durumlar için geçerli sanıyorum…    

16 Eylül 2020

Tags: , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑