fbpx

Emek

Published on Eylül 30th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Özel hayat değil cinsel taciz – Necla Akgökçe

Bu yazının konusu HDP’ye yönelik siyasi operasyonlar çerçevesinde gözaltına alınan feminist hareketten tanıdığım kadın arkadaşlar olmalıydı. Kadına yönelik en organize erkek şiddetine; devlet şiddetine maruz kalmış kadın arkadaşlarımızla dayanışma öncelikli gündemimiz. Ama bizim cenahtaki erkekler ve onların iktidar alanlarındaki kadına yönelik şiddet ve cinsel tacizler, saldırılar son dönemlerde ne yazık ki gündemimizin ana maddelerinden biri haline gelmiş vaziyette. Sol partiler bitiyor, meslek örgütleri başlıyor, meslek örgütleri bitiyor, sendikalar başlıyor. Üstelik soruşturulup partiden uzaklaştırılan, bir adam dışında kimseye doğru düzgün yaptırım uygulanmıyor, her taciz ve şiddetten adamlar bir biçimde sıyrılıp, güçlenmenin yolunu buluyorlar. DİSK’teki cinsel taciz olayından bahsetmek istiyorum; anlamışsınızdır.         

Başta DİSK’in tepe yönetimindeki erkekler(biri hariç) olmak üzere, onları “En Büyük başkan bizim başkan” diye gaza getiren şakşakçı herifler, hiyerarşik olarak her gün yeniden yeniden erkeklik üreten örgüt yapıları ve ne yazık ki, aman bizim örgütün adı kirlenmesin, aman bu işe girersem, mimlenirim bundan sonra sendikal alemde persona non grata (istenmeyen insan) ilan edilirim, başkan, şube başkanı, temsilci seçilemem ya da (uzmansa) işten atılırım (tek gerçek endişe) korkusuyla susmayı tercih eden kadınların da katkısıyla üç yıl sürüncemede kalan bir cinsel taciz, cinsel sataşma ve kadına yönelik sistematik erkek şiddeti süreci, iki twitter paylaşımı ile nihayet açığa çıktı. Ve maalesef asıl mesele cinsel taciz iken bazı adamların ismi geçiyor diye olay sanki erkekler arası iktidar mücadelesinin parçasıymış gibi kamuoyuna yansıdı ya da bilemem yansıtıldı.   

Görünüşe aldanmak

Oysa cinsel taciz ve kadına yönelik şiddetin, uzman olarak çalıştırdığı feminist kadınlara kirli mendil muamelesi çekip, temsilci, delege, şube başkanı olan kadınlara, kök söktüren, sendika içinde örgütlü kadın yapılarına düşman, yönetici adamların, iktidar kavgasına kurban gitmiş gibi gösterilmesinin bizzat kendisi, patriyarkaya dair bir üzerini örtme harekatıydı. Ama ne yazık ki belki de mecburen yöneldiğimiz düzen içi feminist muhalefet, yarı bağımsızlık hallerimiz bizleri, en görünen en dolaysız sonuca kilitleyebiliyordu. Aleni olanı gerçek sanırken, kapatılmak istenen gerçeği görmezlikten gelebiliyorduk. Bu durum kadınlara dair bir meselesinin tersten kullanımıydı esasında. İsmi zikredilen erkekler, karalanıyor onlara iftira atılıyor bunu da DİSK içinden o koltukta gözü olan birileri yapıyordu ve bu bir iktidar savaşıydı. Kadınlar ise alet ediliyordu. Oysa olay düpedüz sendikalarda karşılaşılan türden bir cinsel taciz, saldırı vakasıydı. Üstü örtülmek istenen de buydu.   

Peki ne olmuştu? DİSK’in başına gelmiş gelecek en vasat altı başkanlardan biri olan Kani Beko, tarafından zamanında işe alınan ve onun sağ kolu olan bir erkek vardı. Beko’nun kolladığı bu erkek ikbal basamaklarını birer, ikişer tırmanarak örgütlenme uzmanlığı görevine kadar yükselmişti.  Beko’nun layık olduğu yere (CHP milletvekilliği) gitmesinden sonra da, iktidarı ondan devralan başkanlar da adamı pişpişlemeye devam ederek, onun iyice gemi azıya almasına yol açmışlardı. Yaptığı arsızlık, yolsuzluklar psikolojik sorunları var diye kapatılıyordu. O da iktidara sırtını dayamış tüm erkeklerin yaptığını yapmaya başladı.  DİSK’teki konumunu kullanarak, üye kadınlarla belli sorunlarını çözeceğim diye ilişkiye girdi onu bırakıp başka kadına sarktı, evlerini bastı (Bana ama kadınlar da demeyim!) sendikada çalışan kadınlara karışı da sözlü tacizlerde bulundu, onların üstüne yürüdü filan… Bu icraatları herkes biliyor ama ses çıkaramıyordu. Peki neden? İşte burada asıl erkekler arası iktidar mücadelelerine rastlarız, büyük sendikanın uzmanı (Genel-İş) aman onları küstürmeyelim, bir dahaki seçimlerde onunla ittifak yapmazsak koltuk gider. Belki de gelecek seçimde onlardan biri başkan olur aman arayı bozmayalım…  Bu kadar yağlama yıkama karşısında büyük sendika da “bana muhtaçlar, ne bana ne uzmanıma bir şey yapamazlar” havasına büründü. Tabii ki memleketteki feminizm rüzgarından haberdar değillerdi. Haberdar olsalar da onların bulunduğu yüksekliğe erişemeyecek bir yel olarak görüyorlardı onu…

Erkek başkanın erkek uzmanı olur

Adamın hiçbir şey yapmadan ikbal basamaklarını tırmanmasının ardında, sendika içi gayri resmi iletişim kanallarından biri olan haber ve dedikodu uçurma faaliyetlerinin, büyük rol oynadığı söyleniyor. Buna katılmamak mümkün değil. Çünkü bildiğim kadarıyla her sendikada bunlardan bir ya da birkaç tane vardır. Mesela Petrol-İş’te çalışırken de böyle biri vardı. Kısa Tez- Koop İş deneyimimde de bir adam bir de kadının bu görevi üstlendiğini görmüştüm. Hiçbir iş yapmadan sendikada acayip nüfusa sahip olan bu insanlar pek sevilmezdi. Petrol-İş’tekine biz uzmanlar kendi aramızda sansar derdik. Gerçekten de bütün odalara sessizce girer, çıkar, başkanlar hakkında kılçık atar, siz de bilmeden tufaya geldiğinizde anında olay yetiştirilir, uzmansanız önce mobbing başlar sonra işlevsizleştirilir en sonunda da işten atılırdınız veya seçimle geliyorsanız şube başkanlığı seçimini katiyen kazanamazdınız. Neyse askerlik anılarına çevirmemeyim yazıyı.

Evet, bu adamlar sendikal örgütlenmenin bir parçası olarak görev yaparken, çalışmalarıyla sendikalara katkı sunmasına rağmen emeği değersizleştirilen, erkek uzmanların da husumetini çekerler. Eee patron yalakalarını kim sever? Sendikalara uzman olarak giren ya da girmek isteyen kadın arkadaşlara bir tavsiye bu arada; başkanlar dışında bir adam odanıza girdiğinde, herkes susuyorsa, bilin ki bu adam, yukarıda bahsettiğim türden bir adamdır.

Cinsel taciz filan yok!

Evet, DİSK içinde hatta dışında herkesin bildiği ve kulağının üzerine yattığı cinsel taciz suçlamaları merkeze atılan bir maille bu yaz tekrar gündeme gelir. Ve birileri -hangi sebeple olursa olsun- olayın üstüne gitmeye karar verir. Başka birileri de bunu kabul eder. İki kadın sizden bir kadın da bizden hesabıyla kerhen bir komisyon kurulur ismi olup cismi olmayan ve seçimden seçime hatırlanan DİSK kadın komisyonunun, diğer sendikalardan kadınların, adı geçen sendikadaki feminist kadınların bu durumdan haberi olmaz, haberi olanlar ise “aman bu işe bizi karıştırmayın” derler. Olay her zamanki gibi başkanlar düzeyinde çözümlenmeye çalışılır. Komisyon çalışmaya başlar üç kadın ortak raporda anlaşamazlar. İki rapor çıkar, biri Genel- İş’ten kadın meseleleri ile uzaktan yakından alakası olmayan iki kadının sendikalarını koruma içgüdüsü- veya yönlendirme ile- hazırladıkları;  “hayır, cinsel taciz ve kadına yönelik şiddet filan yok” sonucuna varan ve tanıkları dinlemeden hazırlanan rapor. Diğeri Nuran Gülenç’in “evet cinsel taciz ve kadına yönelik şiddet var. Bir kadın açık açık beyan etti.  Başka kadınlar da var, ama korkutuldukları için susuyorlar” diyen raporu.

Nasıl olsa çoğunluk bizde olayı kapatırız, diyenlerin, tezgahları o anda, orada feminist bir kadının Nuran Gülenç’in olması ile bozulur. Merkez yönetimi toplanır, bir başkan hariç diğer irili ufaklı başkanların hepsi “cinsel taciz yok” sonucuna varan birinci rapora itibar ederler. Cinsel taciz, sataşma, işyerinde kadına yönelik şiddet (sevgilisini dövmüşse n’olacak; bu onun özel hayatı!!) yok, ama bu adamla yolları ayırıyoruz, kararına varılır. Bakın cinsel tacizden değil işyerinde çıkardığı huzursuzluktan dolayı iş aktine son vermeyi kararlaştırıyorlar. Efendim biz komisyon kurduk da suçlu olduğu çıktı, o nedenle atıyoruz, diye bir durum yok yani.  Bu karar karşısında adamın şiddetine şu veya bu biçimde maruz kalan kadınlar bu durumda neler hisseder, ne düşünür onlara kimse sormaz. Başkanlar oy çokluğu ile karar vermiştir. Onlara susup kabul etmek düşer.

Tacizci değil ama işten çıkarılacak

Oysa orası kadın ve erkek üyelerine eşit davranmak, onların farklı çıkarlarını gözetmek için mücadele eden ya da etmesi gerekli bir sendikanın demokratik ve şeffaf olması beklenir.  Konfederasyon içinde bir kadın iki kadın olurken, sesini çıkaramayan üçüncü kadın da belki de onlara destek çıkarken, “Hadi sendika başkanı kadına gidip onunla konuşalım” fikri oluşur, kadın kadına, bu sorunlar daha kolay çözülür.  Kadınlar bir türlü randevu alamazlar, bir sendika başkanın kadın da olsa her zaman başka öncelikleri vardır. Bütün bunlar olup bitiyorken, Genel Merkeze şöyle bir haber ulaşır. Evet, tacizci olmayan ama yönetimin de çalışmak istemediği o adam tazminatı ödenerek işten çıkarılacaktır. Ama çıkarılmadan önce gelip DİSK’te üç beş gün çalışacaktır. Aklanmasının keyfini sürdürmek istiyordur adam ve arkasında olan erkekler topluluğu (bir kişi hariç diyeyim yine)… İş hukukçularına sordum, yani acaba haklarının kaybolmaması için yapılan bir uygulama filan mı, diye, öyle bir şey yokmuş. Bakın adamın aklanmasının yanı sıra DİSK’in her kademesinde çalışan ve yönetici konumunda da olan kadınlara bir göz dağı var burada: Cinsel tacizdi, şiddetti bırakın bu işleri… Susun oturun burası sizin değil bizim borumuzun öttüğü bir yer. Aklınızı başınıza alın…. Ama bir gece ansızın, twitter da Genel- İş Başkanını topun ağzına oturtan ama aynı zamanda bütün süreçleri ve raporları özetleyen bir flood yayınlanır… Çıngar kopar.

Tacizci adamı bile şeytanlaştırmak istemem, çünkü cinsel taciz, sataşma, şiddet tek bir adamın başının altından çıkan münferit olay değildir. Erkek egemen sendikal yapı içinde irili, ufaklı pek çok erkeğin olaya katkısı olmasaydı, iş bu noktaya gelmezdi eminim. Cinsel tacizciler her zaman erkek egemen yapılardan ve dışarıda hüküm süren patriyarkadan güç alır, şiddetleri ile kadınları sindirerek,  sistemin güçlenmesine yol açarlar. Yaptıklarının yanlarına kalacağını bilirler. Bu bir erkeklik bilgisidir. Çarklar böyle bilenir böyle dönmeye devam eder zaten, erkek cinayetleri cani erkeklerin marifeti olmadığı gibi cinsel tacizciler de öfke patlamaları yaşayan psikolojileri bozuk hastalıklı erkekler değildir. Normal erkeklerdir onlar her gün her yerde karşılaştığımız cinsten.

Peki ne yapılabilirdi?  

Cinsel tacizi soruşturmak için işi DİSK Disiplin Kuruluna havale etmek doğru değildir. Çünkü DİSK’in şu andaki disiplin kurulu bütünüyle erkeklerden oluşuyor. Bu durum diğer işçi konfederasyonu ve işçi sendikaları için de geçerli.  Disiplin kurullarının yapısı değişmeden, kadına yönelik suçlarda oradan sonuç almak mümkün değildir.  O nedenle özel bir cinsel tacizi soruşturma ve izleme komisyonun kurulması yerindedir. Ama kuruluş şekli ve içeriği anti- demokratiktir.     

DİSK’te ara ara varlığı hatırlanan, bir kadın komisyonu var. Bu komisyon seçimle gelen, sendika hiyerarşisi içinde yeri olan bir yapı değil. Ama yine de bir yapıdır… Cinsel taciz patlak verir vermez, “o kadın da zaten şöyle bir kadındı, bu kadınlar arası bir sevgili kapma savaşı” vs diye yorumlamalara girişmeden, doğrudan kadın komisyonuna devredilmeliydi. Komisyonun içinde feministler de var, ama sendikalarının çıkarlarının kadınların isteklerinden daha önemli olduğunu düşünen ya da öyle davranılması istenilen kadınlar da… Her halükarda kadınların bir araya gelerek tartışması çözüm üretmesi daha uygun olurdu.  Başkanlık sistemleri ile yönetilen sendikalarda hiç olmazsa demokratik bir yapıya kadın komisyonuna işlerlik kazandırılırdı.   Daha geniş sendikal yelpazeyi kaplayan bu yapı içinden bir cinsel tacizi araştırma ve izleme komisyonu çıkabilirdi. Bu özel bir uzmanlık komisyonu olduğu için dışarıdan feminist hareketten işi bilen kadınlardan yardım ve destek, yöntem bilgisi alınarak komisyon genişletilebilirdi. Vs vs… Fakat her şeyi onlar yapacaklar ya?

Ben bu yazıyı yazarken önüme DİSK’in konuyla ilgili basın açıklaması düştü… Biz IL0 190 kabul ettik, cinsel taciz kadına yönelik şiddet konusunda duyarlıyız, şuyuz buyuz. Ama dünya laf değil eylemle değişiyor. Sonra da iftiraya, uğradık şu, bu… Ne dil dile benziyor ne söyledikleri doğru, eski kafada devam ediyorlar. Genel İş Başkanın açıklaması da evlere şenlik, beyan dışında kanıt yok, diyor… Be adam kimse sana cinsel taciz de kadının beyanı esastır, ilkesinden bahsetmedi mi? Ne kanıtı peşindesin burjuva mahkemesi yargıcı mısın, yoksa kadın üyelerinin de gözetmek zorunda olan bir sendikanın başkanı mı? Bilmediğin meseleler hakkında fikir ahkam keseceğine, çevrendeki bilen kadınlara sor. Korkma incilerin dökülmez!      

Erkeklikle nereye kadar?

Fakat asıl sorun hep söylüyorum yine yazacağım, DİSK’te ve bağlı sendikalarda seçimle gelen ve sendikal yapının bir parçası olarak addedilen kadın komisyonlarının olmamasıdır. Bu yapılara meclisti, yok kadın temsilciler kuruluydu, diye uyduruk adların verilmesi bile işin üzerinde hiç düşünülmediğini gösteriyor. Her şeyi adamlar çözümleyecek. Tüh size…

Türkiye gibi feminist hareketin ciddi atak yaptığı bir ülkede sendikalarda hala 1950’li yılların kadın işçi taleplerinin ve sorunlarının köhne erkek egemen zihniyetle çözümleneceğini sanan erkekler yaşıyor. Köhneyi bilinçli bir biçimde kullanıyorum,  erkek egemenliğinin yeni biçimlerini savunanlar bu kadar vahim hatalar işlemiyorlar. Geçen genel kurulda DİSK yönetiminde bulunan bir adam, konfederasyonunun adını bile söyleyemiyor,  “ooovuu”  diye alkışlanıyordu. Bu kadar mutlak iktidarın ve iktidar yalakalarının olduğu bir yerde adam kendini neden yenilesin? Üst yönetimler- sadece DİSK değil elbette- bir biraderler cumhuriyeti, birbirlerinin sırtını sıvazlayarak, kapalı bir biçimde yaşıyorlar. Dışarıda olup bitenlerden, dışarıdaki değişikliklerden, yeniliklerden bi haberler.  Bu adamlar kadın uzmanlara 8 Mart veya 25 Kasım bildirileri yazdırıyorlar sendikaları adına, ama onları bile sonuna kadar okumuyorlar.  Sendikaların üst yönetimlerinin ne feminizmden ne de sendikal mücadele içinde kadın çalışmalarından haberleri var. Ve hiçbir biçimde kadınlardan öğrenmeyi de düşünmüyorlar.  Kadınlar ya da feministler ancak koltukları sallandığında hatırlanıyor. Dayılar bu böyle gitmez, kendinize gelin!

Kadınlara özür borçlusunuz

Hani o imzaladığınız 190 Sayılı Sözleşme var ya, sizlerden farklı olmayan ILO adamlarının çabalarıyla sizin önünüze gelmedi o sözleşmeler. Sendikaların şimdiye kadar ihmal ettiği işyerinde cinsel taciz olaylarının kadınlar tarafından #MeToo (ben de) etiketi altında sosyal medyada teşhir edilmesiyle başladı. Ben de, ben de tacize uğradım diyen kadınların dünyayı ayağa kaldırmasının ardından, geçen yılda dahil olmak üzere sizin pek başvurmayı sevmediğiniz grevleri, eleştiren feminist grevlerle sarsıldı dünya… Kadınlar, LGBTİ+ lar, feministler, siyahlar, yaşlılar şimdiye kadar sendikalar içinde ve yönetimlerde görmeye tahammül edemediğiniz tüm gruplar ayağa kalktı.  ILO beyleri, işin şaka olmadığını gördükleri için sendikal harekette de kadın öfkesini bastıracak bazı tedbirlerin alınmasını gündeme getirdiler. Kulaklarınızı biraz açın dayılar, dünya sizin sandığınız gibi bir yer değil artık…

İftira, karama yok olayı biz çözdük tacizciyi işten çıkardık, laflarına bu vakitten sonra kimseyi inandıramazsınız. DİSK’teki cinsel taciz olayını içeriden sızdıran o mu, şu mu diye eski yöntemlerinizle sürek avına girişmenizi de kesinlikle tavsiye etmem. Attığınız her adım bundan sonra sizi daha fazla çukurun içine çeker.

Yapacağınız tek şey burnunuzdan kıl aldırmama hallerinizi bir kenara itip, alçakgönüllükle bu süreçteki hatanızı kabul ederek, DİSK üyesi, DİSK çalışanı kadınlardan özür dilemektir.  

30 Eylül 2020

Tags: , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑