fbpx

Kültür Sanat

Published on Eylül 22nd, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Ölü Ozanlar Derneği: N.Kemal, Marks, N.Hikmet, Kafka ve Niemöller – Sinan Öztürk

Yaşadığımız yüzyılın en önemli sorunu nedir diye sorarsanız; idealist insanın ölümüdür, derim. İdealist insan altruisttir (özgecidir), kendisini insanlığın gelişimi için feda edebilen yürektir, cesarettir. Onun çabaları; daha yaşanılır bir dünya, daha adaletli, daha insani bir dünya içindir. İdealist insan dünya vatandaşıdır! Bütün dinsel ve etnik kimliklerin üzerinden bakar dünyaya. Hepsine eşit, hepsini kucaklayıcı. Deyim yerindeyse onun Kâbesi “insanlıktır”. Büyük şairimiz Nazım Hikmet’in dizelerinde olduğu gibidir idealist insan:

Beyaz  gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Ölü Ozanlar Derneği filmini çoğunuzun gördüğünü sanıyorum.

Filmin sonunda, okul idaresince cezalandırılan ve okuldan ayrılması istenen idealist öğretmeni, öğrencileri yalnız bırakmazlar; ona desteklerini sunmak için de sıraların üzerine çıkarlar. Protesto gerçekleşir ama öğretmen yine de yoluna devam eder; zira o tercihini zaten yapmıştır.

Bizim de Namık Kemal`le ilgili gerçek bir hikayemiz vardır:

Koskoca vatan ve hürriyet şairi Namık Kemal de sürgüne gönderilenler arasındadır.

“Vapur kalkar, sürgünler güvertede kendilerinden uzaklaşan karaya ve halka bakarlar. Kemal, hâlâ sarsılmamış; Marseyyez`i mırıldanıyor. Gemi Sarayburnu`na döner, Marmara`ya dalar. İstanbul sisler içinde belirsizleşmeye başlar ve Kemal o her zaman cesur, o her zaman iyimser adam, bir çocuk gibi gözlerini mendiline gömmüş ağlıyordu.” (Niyazi Berkes, ‘‘Türkiye’de Çağdaşlaşma’’)

 İdealist Namık Kemalağlarken, bir yandan da halkın zaptiyelere hücum edip onların ellerinden kurtarılacağına olan inancı da sularda balıklara yem oluyordu. Namık Kemal neden ağlamıştır dersiniz?

Ölü Ozanlar Derneği, sıraların üzerine çıkıp öğretmenlerine yapılanları protesto eden öğrencilerin ve onların davranışlarından etkilenen öğretmenin bir yandan da gurur duymasından kaynaklanan ağlamasıyla bitiyordu. Namık Kemal bu gururdan yoksun, başının önünde olmasından, yalnız bırakılmasından dolayı ağlıyordu. O sadece kendi ülkesinin ona ördüğü kaderden değil, bütün dünyada insanların beynine örülen kaderin kadrolaşmasını gördüğünden ağlıyordu.

Marx, Kapital`i yazarken o meşhur deyimi kullanıyor: Anlatılan senin hikayendir (de te fabula narratur). Marx bunu Alman halkına söylerken, İngiltere`de ve diğer sanayileşme yolundaki ülkelerdeki gelişmeleri inceleyip, sanayileşme yolundaki kendi halkı Almanları da böylelikle bir yerde uyarmayı, idealist bir insan olarak, düşünüyordu. Yani kendilerinden önceki örneklere bakılmasında ısrar ediyordu. İnsanları hayvanlardan ayıran en önemli özelliklerden birisi olarak bilinen, yaratılan kültürü ve deneyimleri sürekli olarak gelecek kuşaklara aktarma eylemi içerisinde, Marx`ın bu öndeyisi de dama atıldı. Kendi halkı da onu dinlemedi. Marx da, Nietzsche gibi sözünü erken söylemişti. Nietzsche kendisinin, ölümünden yüz yıl sonra ancak anlaşılabileceğini söylüyordu.

Ama idealist insanın anlaşılmaması Hitler`in iktidarda olduğu dönemde yaşanan ve çok bilinen bir olayla bir şimşek gibi suratımıza çarpar ve bizim Namık Kemal’imizi anımsatır bana:

Nazi Almanyası’nda papaz Martin Niemöller’in günlüğünden:

Önce sosyalistleri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü ben sosyalist değildim. Sonra sendikacıları topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü sendikacı değildim. Sonra Yahudileri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü Yahudi değildim. Sonra beni almaya geldiler; benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.”

Bu hikâyenin özeti Susma, sustukça sıra sana gelecek! olarak politik literatüre girmiştir

Önceden insanların bir hayal dünyası vardı.

Şimdi hayallerin dünyası var ve yaşam bütünüyle sanal bir algılamaya indirgenmek üzere.

Tarih sahnesinde özne olmaktan nesne olmak konumuna düşen insan, postmodern ve onun sonrası denen çağda, kendi izlerinin arkasından yitirdiği kendisine bakmaktadır.

Kafka’nın Dönüşüm’ü (Die Verwandlung) aklıma geliyor. Yaşamdan kopmanın, koparılmanın yalnızlığı geliyor aklıma.

Ve gene bu büyük yazarın ünlü romanı Şato’daki cümlesi geliyor aklıma:

“Bir yabancı, her yerde insanın ayağına dolaşan fazladan biri.”

Buradaki “yabancı” sözcüğünün yerine “idealist” sözcüğünü de yerleştirebiliriz.

Yaşadığımız yüzyılın en önemli sorunu nedir diye sorarsanız; idealist insanın ölümüdür, derim. 

22 Eylül 2020

Tags: , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑