fbpx

Yazarlar

Published on Haziran 12th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Irkçılığın Sembolleri Kültürel Miras Sayılamaz! – Hilmi Toy

Amerika’da Minneapolis kentinde ırkçı polis tarafından Siyah George Floyd’un elleri arkadan kelepçeli halde yere yatırılıp boynuna diziyle basılarak nefessiz kalıp ölmesiyle ırkçılığa karşı mücadele Amerika’nın sınırlarını aşıp tüm dünyaya değişik şekillerde yayıldı. Üstelik Pandemi koşullarında 17 gündür protestolar hemen her gün sürüyor. “Nefes Alamıyorum!” ırkçılığa karşı mücadelenin temel şiarı oldu. “Nefes Alamıyorum!” çığlığı tüm dünyayı sararcasına sokaklarında yankılanır oldu. Pankartlarda ses, bayraklarda dalgalanır oldu.

Herkes Durduğu Yerden Bakar Görür

Bu mücadele sadece bir protesto değil, aynı zamanda her ülkenin ırkçılık karşıtları kendi ülkelerinin ırkçılığına, ırkçı uygulamalarına karşı mücadeleyle azda olsa birleştirici oldu. Buradan olarak her devleti kendi ırkçılığıyla yüzleştirici olmaya çağıran gösteriler, ırkçılığın bir çok etkisine, izine karşı da mücadeleyi kapsayarak gelişiyor. Irkçılık nedir? Sorusunu sordurtup sorgulatan bir gelişmeyi, zihinsel bir değişimi koşullayan olma yolunda ilerliyor olması hareketin en olumlu yönlerinden biridir. Irkçılık hemen her ülkede, toplumun hemen her kesiminde tartışılır oldu. Elbette herkes durduğu yerden bakıyor, baktığı yerden konuşup tartışıyor. Irkçılığı sınıfsal temelde ele alıp değerlendirenler yanında sınıfsal özünden soyutlayıp “hastalık” olarak görenler, ırkçılığa karşı mücadeleyi de sınıfsal özünden koparanlar hayli çok. Sol liberaller bunun bayraktarlığını yapıyorlar. Irkçılığı günümüz koşullarında faşizmden ayrı ele alarak mücadeleyi de faşizme karşı mücadelenin sorunu olarak ele almıyorlar. Irkçılığın faşizm olduğu bilinmezden, görülmezden geliniyor. Emperyalizm demokrasinin inkarı olup siyasal gericiliktir. Faşizmde demokrasinin ve demokrasi güçlerinin en azılı düşmanıdır. Emperyalist sermayenin ve onun en gerici, en ırkçı, en işbirlikçi kesimlerinin açık terörcü diktatörlüğüdür. Halklar üzerinde en kanlı diktatörlüktür faşizm. Bu bilinçle hareket edilmezse, bu da sınıfa karşı sınıfın tavrını, mücadelesini zayıflatan bir rol oynar.

Irkçılık Hastalık Değildir!

Irkçılık bir hastalık değil ideolojiktir. Faşist ideolojinin temel unsurudur. Çağımızda faşizmin ürünüdür. Faşizmin, ırkçılığın etkisinde olmak başka, hastalık olması başkadır. Hastalık tedavi gerektirir, ilacı olandır, oysa ırkçılık yok edilmelidir. Kökünden kazınılmalıdır. Irkçılık sistem sorunudur. Faşizm her saat, her dakika ırkçılığı üretir, besler, kışkırtır, geliştirir. Buna hastalık demek hafife almak, gelip geçici bir durum olarak görmektir. Irkçılığı hastalık, toplumu bir bütün hastalıklı görmek gerici bir yanılsama yaratmaktır. Halka karşı güvensizliği ifade etmektir. Irkçılık kurumsaldır. Tek tek bireylerden çok emperyalist kapitalist sistemin yarattığı, ona içkin bir sorundur. Teorisinde, yasalarında, yargısında, hukukunda ve pratik uygulamalarında var olup yaşatılmaktadır. Amerika’da George Floyd’un ölümüne sebep olan katil polise bu yetkiyi veren sistemdir. Elbette katili polistir boynuna diziyle basıp nefessiz bırakarak öldüren. Ama o polisi ırkçı polis yapan ideolojik eğitimiyle, kültürüyle kurumudur, sistemidir. Yaşanan ilk örnek değildir George Floyd.

Herkes kendi ülkesindeki ırkçılığı sorgulamalı, kendisiyle yüzleşmelidir

Bir başka üzerinde durulması gereken sorunda hemen herkes kendi ülkesi dışındaki ırkçı saldırıyı, ırkçılığı kınar, protesto ederken kendi ülkesindeki ırkçılığı sorgulaması, kendi devletinin, rejiminin ırkçılığıyla yüzleşmesini sağlama sorunudur. Bazı ülkelerde bunun başlaması, az çok görünür olması önemli ve olumlu bir gelişme olsa da hala istenen düzeyde değildir. Bu sorgulama ve yüzleşme daha çok gelişmeli, bilinç ve zihinsel olarak değişimi koşullamalıdır. Gerek halklar olarak, gerekse tek tek bireyler olarak herkes kendi devletinin ırkçılığını, ayrımcılığını, inkarcılığını, işgalciliğini, ilhakçılığını, inkarcılığını sorguladığı, buna karşı mücadeleyle birleştirdiği, kendi zihninde, bilinç altında yatan ırkçı eğilim ve izleri ile yüzleşip aştığı oranda ırkçılığa karşı gerçek anlamda bir mücadelenin, karşı koyuşun tutarlı bir yanı olacaktır. Başkasının ayıbını görmek, yanlışını göstermek, katliamını kınamak en kolayıdır. “kendine demokrat” olma halidir. Önemli ve anlamlı olan bunu yaparken kendi ülkesindeki, devletindeki ırkçılığı sorgulamak, yüzleşmesini sağlamak için mücadele etmektir.

Irkçılığın sembolleri kültürel değer mi?

Bir önemli sorunda Irkçılığa karşı mücadele içinde kitleler meydanlardaki ırkçılığı simgeleyen anıt ve heykelleri parçalayarak yıkmakta oluşuna kimi liberaller yine durdukları yerden bakarak “kültürel miras”a saldırı, “kültürel değerler”i yıkıyorlar, “sanata düşmanlık” türü eleştiriler getiriyorlar. Bu tür eleştirileri getirenler, kitlelerin şiddetini “vandalizm” olarak görenler halk kitlelerinin haklı, meşru mücadelesinin içini boşaltmaya, onları düzen için tutmaya, daha da ötesi kitlelerin öfkesini “uslandırmaya” çalışanlardır. Kitlelerin mücadele ateşini söndürmek için burjuvazinin itfaiyecisi olma rolünü üstlenenlerdir. Amerika’da. Fransa’da, İngiltere’de ırkçılığı simgeleyen heykellerin kitlelerce yıkılması çok anlamlıdır. Irkçılığa karşı mücadelenin ileri yanını ifade etmesi bakımından da önemlidir. Bu tür ırkçı heykeller, sözüm ona anıtlar meydanlarda durdukça, okulların bahçesinde kaldıkça her görene ırkçılığın yüceltilmesi, yaşatılması, önünde saygı durulması anlamını ifade edecektir. Bu heykeller burjuvazinin, faşizmin ideolojik sembolleri, ideolojik hegemonyasının türevleridir. Kültürel miras, kültürel değerler olarak görülemez. Bu liberaller Sovyet Blokunda Lenin’in ve Sovyet devriminin önderlerinin heykelleri gerici güruhlar tarafından bilinçli olarak yıkılırken alkış tutuyorlardı. Bugün ise Sömürgeciliği, köleciliği, ırkçılığı sembolize eden heykellerin yıkılmasına “kültürel değer, miras” adına gözyaşı dökercesine yazıyorlar. Bu miras denilen ezilenlerin, halkların mirası, değeri değil, ezenlerin, sömürgecilerin, kölecilerin, emperyalistlerin değeri ve mirasıdır.

Özellikle Avrupa’da ırkçılığın, ırkçı saldırıların boy hedefi olan tüm uluslardan göçmenlerin demokratik kitle örgütleri birçok kampanyalar yürüttü. Ancak bugüne kadar ırkçılığa karşı, ırkçı saldırılara karşı mücadelenin, yürütülen kampanyanın konusu, somut talebi olarak sömürgeciliği, köleciliği, ırkçılığı sembolize eden heykellerin kaldırılmasını gündeme getirmemek ciddi bir eksiklik, yürütülen kampanyaların da ciddi bir eksikliğidir. Bundan sonrasında yürütülecek ırkçılık karşıtı çalışma ve kampanyalarda mücadelenin gündemleştirilmesi gereken bir talep olmalıdır bu.

150 yıl önce “İmparator pelerini sonunda Louis Bonaparte’ın omuzlarından düştüğünde, Napoleon’un Vendôme Sütunu’nun tepesindeki tunç heykeli devrilecek” demişti Karl Marx. Komün’ün ilk işi Komüncüler tarafından Napoléon Bonaparte’ın omuzlarından imparator pelerinini almak, sonra ise tunç heykeli devirmek olmuştu. Marx’ın öngörüsü çıktı. Bugün de ırkçılık karşıtı mücadele ırkçılığı, köleciliği, sömürgeciliği temsil eden, sembolize eden heykelleri birer birer meydanlardan, caddelerden kitlelerin devrimci şiddetiyle yıkılmasına ağıt yakılması değil alkışlanması gerekir.

Köleciliği, ırkçılığı, ayrımcılığı temsil eden, uygulayan tüm heykeller tüm dünyada yıkılsın, yakılsın, yok edilsin… Onların yeri meydanlar, caddeler, okullar değil tarihin çöplüğüdür.

12.06.2020

Tags: , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑