fbpx

Yazarlar

Published on Eylül 8th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Her Ömrün Bir Eylül’ü Var – Hilmi Toy

“Her Ömrün Bir Eylül’ü Var”, Her Eylül’ün Bir Sevdası.

“Yaşamak” demişti Nazım Usta, “diz çökmeden, el ayak öpmeden yaşamak”.

İşte geldi Eylül, Ağustos getirdi sarı sıcağıyla. 40 yıl önce Tank sesleriyle getirmişti. Hasan Cemal o günleri “Tank Sesleriyle Uyanmak” adlı kitabına ad koydu anlatarak. “12 Eylül Saat: 04.00 Emret Komutanım” diye yazmıştı Mehmet Ali Birand. O da gitti bu diyardan, gazeteci kalemini, haberci sesini dönem dönem esirgemese de hep sonradan, hep sonradan yazıp konuştu. “Bin Tanık” ile “Bin İnsan” dinleyip, araştırıp yazan Erbil Tuşalp’i de uğurladık Eylül’ün bir gününde. Evirip çevirmeden, dilini sakınmadan, sözünü söyledi, düşündüğünü konuştu eğilip bükülmeden 12 Eylül için Erbil Tuşalp. Darbeli yılların, paletli yargının “sanığı”, Erbil Tuşalp’in tanıklarıydık.

40 geçti hesabı görülmeden 12 Eylül’ün üzerinden. Çokça yazanlar oldu hakkında. “Yıldız Karayel’i yazdı Rıfat Ilgaz.” Nar Taneleri’ni Sezai Sarıoğlu yazdı. “Diyarbakır 5 Nolu”yu Bayram Bozyel yazdı. Sacide Çekmeci” Nizamiye Kapısında”yı yazdı. “Anama Demeyin Ben İçerideyim”i Cafer Solgun yazdı.” Üç Dönem Üç Kuşak Kadınlar – Demir Parmaklıklar Ortak Düşler” ile “Bizim Çakır”ı Mukaddes Erdoğdu Çelik yazdı. Hayri Argav “Güneş Doğmadan Asılmak”ı yazdı. Sultan Mengi “Günler Hep Geceydi”yi, Hüseyin Torun” Tünel”i, Mehmet Kara “Ordulu Emin’in Kurtuluşu”nu, Ahmet İsvan” Başkent Gölgesinde İstanbul”u, Kadir Can “12 Eylül Akıl Tutulması”nı yazdı. Ali Yılmaz” Kara Arşiv”i, Ertuğrul Mavioğlu “Asılmayıp Beslenenler”i, Feride Çiçekoğlu” Uçurtmayı Vurmasınlar”ı, Nevzat Çelik “Şafak Türküsü”nü, İnönü Alpat” Yaralı Oğluyuz Hayatın”ı, Oya Pamuk “O Hep Aklımda”yı, Yücel Sarpdere” Vatandaş Abuzer”i, Ufuk Bektaş Karakaya “Ölüm Bizim İçin Değil”i, Yaşar Ayaşlı” “Adressiz Sorgular”ı, Hasan Hayri Aslan “Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi”ni, Şeyhmuz Diken “Amidalılar”ı yazdı. Ve daha niceleri yazdı, yazacaklar da var hala belki.

“Yaşamı ciddiye alacaksın” demişti Nazım usta, “70’inde bile zeytin dikeceksin”, insan her yaşının güzelliğinde sözünü söylemeli hayat denilen sevdadan ve kavgadan yana öç yargısının hükmü karşısında.

“Bir gün aklına gelecek olursam, Bana şiir ısmarla, Eylül’ü konuşalım” diyor ya şair Cemal Süreya. Eylül daha çok konuşulacak, Eylül’de daha çok konuşacağız Eylül’ü. Şiirler ısmarlayacağız unutmadan, şiirler yazacağız yüreğimizin sesini duydukça, sözler imgesinde dilimize düştükçe.

“Doğduk Eylül’de, ölümledik Eylül’ü” çünkü. Ömrümüzde Eylül izi var, Eylül sisi var, ille de kulağımıza en zor anlarda fısıldayan Eylül umudu var o güçlü sesiyle. Sol yanımızda taşırız hep vefalı dostları.

Biliriz şairin dediği gibi “Kaş göz üstüdür, Hapishane yol üstü” bizim memlekette, itirazı olan, yazan, çizen, konuşan, şiir okuyan, türkü söyleyen, hatta ve hatta halay çekip, ıslık çalan için, mendilinde renkler cümbüşünde oyası olanlar birer birer hep beraber toplanıyorlar.

Dünya hallerinde geçmiş gelecek örgüsünde “her ömrün bir Eylül’ü var” olduğu gibi her sevdanın da var bir Eylül’ü var, bir de ömrü. Hazan vurur bazen, gazel olur dökülür an an, gün gün. Ama sevmeyi, sevilmeyi bir aya mühürleyemez insan. Her hangi bir günde, her hangi bir ayda sevebilir. Eylül’ün sesine kulakta verebilir. Eylül seslerini işitebilir. Hem de yormadan, daraltmadan sevgisiyle, sevdasıyla ve de dünyayı yaşanılır kılacak kavgasıyla hayatın.

Ayların açık kapısından girdi yaşam evimizin içine Eylül. Biliriz, hazandır biraz, hüzündür, bağ bozumu, bahçe bozumu biraz da Eylül. Sarartıp sarısından Yaprak döker yollarına hayatın. Gündüzünde Havası serin, gecesinde çiğ düşer yaprakların üstüne. Sesi de güzel Eylül’ün, mevsimlerin güzü olduğu kadar gizidir. Yüreğine sevdadan yana çiğ düştüğü de olur insanın. Sarı sıcak serin sıcak olur esintilerinde Eylül’ün. Ateş altında Eylül fırtınası. Gece baskınları, Panzer sesleri, kapıları çalan gözaltı haberleri, ellere vurulan kelepçeler Eylül’ün yazgısı gibi adeta.

Yine de, yine de bir kitap okuyalım, bir şiir okuyalım, bir türkü söyleyelim hatıralar konacak dal ararken ısıtsın içimizi, biz var ya biz, Eylül’ü yadedelim. Ne de olsa Temmuz’u Ağustos’u gelgitleriyle bir kenarına yazdık ömrün. “He canım, sen getir üstünü. … Kaç Leylim bahar geçecek, kaç Leylim Zemheri…”

Kapı çalıyor, zil sesi geliyor uzaktan. Hele bir bak, hele bir bak güzelim, Eylül’mü gelen, Eylül Eylül koşan mı?

8 Ağustos 2020

Tags: , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑