fbpx

Yazarlar

Published on Ağustos 16th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Evrim yalandır! – Sinan Öztürk

Hakikati arayanın hayatında bir defa bütün şeylerden gücü yettiği kadar şüphe etmesi gerekir. René Descartes

Evrim yalan olmasaydı, bu gün insanlığın daha farklı bir noktada olması gerekmez miydi?

Hayatı boyunca iki satır okumamış, okumayı bırakalım duymamış, görmemiş, temel bilimler ile en ufak alakası olmamış, bir kez olsun laboratuarın önünden geçmemiş, dünyanın ve evrenin geçmişi hakkında okumadıkları kutsal kitapları referans alanların, mesele evrime geldiğinde “evrim yalandır” diyecek kadar cehaletine güvenebilen ve bunu meşru gören insanların, cidden evrim geçirdiğine inanabiliyor musunuz?

Ben inanmıyorum.

Bu tip insanlar evrim falan geçiremezler. Onlara evrim bile işlemez.

“Dünya düzdür!” söylemindeki ısrarla “evrim yalandır” söylemindeki ısrar arasında hiçbir fark yoktur.

Otuz yıldır Hristiyan kültürünün egemen olduğu ama bunun dışında diğer dinlerin de kendilerince söz sahibi oldukları Almanya’da yaşıyorum.

Almanya’da ya da hristiyanlar arasında evrimle ilgili hiçbir tartışmaya tanık olmadım.

Evrim ne ifade etmektedir?

Tanrıyı reddetmek midir evrim?

Müslümanların evrim takıntısının nedeni nedir?

Hristiyanlarda ya da Yahudilerde bu takıntı neden yoktur?

Yaradılış fikrinin ilk geçtiği Tevrat’a (eski ahit) bağlı kalanlar neden müslümanlar kadar bu meseleye takılmazlar?

Evrim, inanıp inanmama meselesi değildir

Nasıl ki atomun ya da atomaltı parçacıklarının varlığına inanmak ya da inanmamak gibi bir durum olamazsa, evrime inanıp inanmama gibi bir durum da olamaz.

Bütün bu konular inanmakla kavranılıp alt edilecek konular değildirler.

Çünkü inanıp inanmamak, bilimle tamamen farklı kulvarlarda yürürler. Bilim, bilim olma yolunda evrim geçirirken, sürekli olarak kendisini ileriye taşıyacak yeni yöntemler, bakışlar, teknik donanımlar geliştirmiştir. İlk başlarda basit bir tez olan bir yaklaşım somut bir tutarlılığa büründükten sonra teoriye dönüşür. Bilim dogmatik olamaz, kendisini kutsal kitaplardaki Tanrı anlayışına teslim edemez. Deyim yerindeyse bilim, kendisini sürekli olarak eksik hisseder ve bu eksiklik onun gelişiminin motorudur.

Bilim her şeyi bilmez, bilemez, ancak bilmeye doğru sürekli olarak yol alır; bildikçe daha ne kadar çok bilmesi gerektiğini anlar.

Bilim zeka ister, sorgulama ister, şüphe ister, kanıt ister, deney ister ve ispat ister en sonunda. O yüzden bilim sonsuz evrende yola çıkmış bir araç gibi her geçtiği yerden bir şeyler almaya, belge ve bilgi toplamaya çalışır.

Evrim de bu bilim tarihinin bir dönemine denk gelen ve aslında Antik Yunan döneminden beri süregelen bir arayışın özellikle Kopernik’le başlayan, Bruno, Kepler ve Galilo ile devam edip Newton’da ciddi anlamda cisim bulan bilimsel sürecin bir devamı olarak ele alınmalıdır.

Dünyanın, “evrenin merkezi” olduğu yanılsaması, doğal bilimlerin gelişmesiyle son bulacaktır.

Tüm bu gelişmeler Ortaçağ’ın fotoğraflarını parçalayacaktır. Felsefe de uzun süren sessizliğini 17.nci yüzyılda Descartes’la bozacaktır. 17 yüzyıl, Spinoza, Pascal, Boyle, Hobbes ve Leibniz gibi yeni düşünürleri ve bilim insanlarını da ortaya çıkaracaktır. İngiltere’de John Locke ile başlayan, 18 yüzyıla damgasını vuracak olan “Aydınlanma Felsefesi” bu gelişmeler ışığında kendisini var edecek, içinden çok sayıda düşünürler çıkaracağı gibi, bütün Avrupa’da sosyal hareketlerin de tetikleyicisi olacaktır. Locke, Berkeley, Hume, Condillac, Lamettrie, Holbach, Voltaire, Wolff, Lessing, Mandville, Helvetius, Clarke, Montesque, Rousseau, Herder ve Kant bu dönemin en etkileyici düşünürleridirler. Rousseau ve Herder’le birlikte Aydınlanma felsefesi kendisini oluşturan ilkelerin dışına çıkmaya başlamışsa da bu dönemi “akıl” yolunda girdiği büyük ve derin analizleriyle Kant sonlandıracaktır.

Darwin ne demişti?

Doğal bilimlerin en önemli isimlerinden biri olan İngiliz Charles Darwin, 1809-1882 yılları arasında yaşamıştır. Yukarıda anlattığım dönemi göz önünde bulundurduğumuzda, Darwin’in çalışmaları felsefe, fizik, kimya ve matematiğin ardından biyolojinin de çok önemli bilimsel bir formasyona kavuştuğunun kanıtıdır. Teolog ve böcek toplayıcısı olan Darwin1831 yılında, daha 22 yaşındayken, Beagle gemisiyle beş yıl sürecek bir araştırma-inceleme gezisine çıkarak yeni bir yöne doğru ilerlemiştir. İngiltere’den yola çıkıp Avustralya’ya, oradan bütün Güney Amerika’yı kapsayacak gezisi boyunca en önemli gözlemlerini Güney Amerika’nın kuzey batısında yer alan Galapagos Adaları’nda yapmıştır. Neredeyse bütün dünyayı kapsayan yolculuğu boyunca çok çeşitli jeolojik oluşumlar, fosiller ve canlılar keşfetti ve bunlardan örnekler topladı. Yolculuk boyunca sürekli olarak günlük tuttu, sadece bilimsel gözlemlerini değil, yolculuk boyunca karşılaştığı farklı insan topluluklarıyla ilgili de kültürel ve antropolojik gözlemlerini de yazdı. Memelilerden planktonlara kadar gerek canlı gerekse fosiller üzerinde çalışmalar yaptı. Uzun yıllar süren çalışmalarını 1859 yılında basılır basılmaz hemen tükenen “On the Origin of Species“ (Türlerin Kökeni Üzerine) adlı kitabında ortaya koyar. Kitap öncesindeki yirmi yıllık dönemde çalışmaları ve bulguları ilk başta eleştiriye uğramış, ciddiye alınmamış, ancak kitabının çıkmasıyla birlikte bu konuda bir referans sayılmıştır.

Çalışmalarının en temel tezi şudur: Hayvanlar için geçerli olan neyse insanlar için de geçerli olan odur. Canlıların kökeni ortaktır. Bu tezini daha sonra 1871 yılında çıkaracağı „The Discent of Man“ (İnsanın Türeyişi) adlı kitabında daha da geliştirecektir.

Darwin’in çalışmaları, sadece bilimsel tartışmaları değil, teolojik tartışmaları da ateşlemiştir. Bu gün bütün biyoloji disiplinleri, zooloji, botanik, davranışların kökeni araştırmaları, embriyoloji ve genetik işte bu ortak çatı (ortak köken) altında yapılmaktadır.

Konumuz Darwin’in geniş bir analizini yapmak değil. O yüzden burada noktalamakta yarar var. Meraklı okuyucular çok sayıda kaynaktan, özellikle de Darwin’in birebir kendi eserlerinden yaralanarak bilgilerini derinleştirebilirler.

Şimdi gelelim baştaki konuya:

Evrim yalan mıdır?

Okumayan, araştırmayan, incelemeyen, düşünmeyen insanlar kitleler için elbetteki koskocaman bir yalan olabilir. Kendilerini evrimin bir parçası olarak görmeyebilirler ki bu da onların en doğal haklarıdır. Lakin bu hiçbir şeyi değiştirmez.

Bütün insanlığın oluşumunu topraktan yaratılan bir adama ve onun kaburga kemiğinden yaratılan bir kadına bağlayanların daha farklı düşünmeleri sanırım normal bir beklenti olmayacaktır. Ama en azından evrime „yalan“ dememeleri daha „etik“ olabilir…

16.08.2020

Tags: , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑