fbpx

Emek

Published on Ekim 14th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

DİSK ve Otomobil İş Tarihi vesilesiyle- Necla Akgökçe

Sendika tarihlerinde kadınlar nasıl yer almalı? Sorusunun feminist tarih ve toplumsal cinsiyet tarihçiliği nezdinde birkaç cevabı var. Feminist hareketin yükseldiği bir dönemde artık eskisi kadar çaresiz değiliz.

Bu yazıda iki kurum tarihini, sendika tarihini tanıtmak istiyorum.  Bunlardan ilki DİSK’in 1967 yılında kuruluşundan itibaren başlayan 1975’e kadar uzanan ve editörlüğünü Aziz Çelik’in yaptığı, araştırma ve arşiv çalışmalarını Deniz Beyazbulut, Zeynep Kandaz ve Meliha Kaplan’ın yürüttüğü, pek çok kişinin de emeği ile katkıda bulunduğu DİSK Tarihi 1. Cilt, diğeri ise geçtiğimiz günlerde Birleşik Metal- İş Yayınlarından çıkan Can Şafak ve Nuran Gülenç tarafından hazırlanan Otomobil- İş Tarihi 1.

Aslında Zafer Aydın yazdığı Ayrıntı Yayınlarından “İşçilerin Haziranı” adı altında 15-16 Haziran 1970’i geniş kapsamlı anlatan bir kitap daha var. O da DİSK’in kurumsal tarihi içinden önemli bir olayı anlatmasına rağmen, bir sendika yayını olmaması dolayısıyla ve kullandığı araştırma tekniklerinin çeşitliliği genişliği nedeniyle diğerlerinden biraz farklı.

Kurum tarihlerinin kısıtlılığı

Bu yayınlarla ilgili erkek sendika tarihçilerinden farklı olarak şunu söylemek isterim öncelikle. Sendika tarihlerine emek hareketi tarihi denilmesi çok da doğru değil. Sendika tarihleri öncelikle kurum tarihleridir ve kurum tarihleri de genellikle o kurumu kuran, devam ettiren, yöneten insanları (genellikle de erkekleri konu alır). Kurum tarihlerinde geleneksel resmi tarih anlatılarında olduğu gibi büyük olaylar(!) ön plana çıktığı gibi olaylar arasında da bir “önem” hiyerarşisi vardır.  Sendikanın, derneğin, örgütlediği büyük eylemler, genel kurullar, olağanüstü genel kurullar, direniş ve ittifaklar gibi durumlar yine o adamın veya o adamların oradayken yaptığı ettiği ile ilişkilendirilir.  Bu tarihler kurum içinde bir yerlere gelememişlerin ve “önemli” olayı hazırlayan ama önemli mevkide bulunmayan insanların deneyimlerini içermediğinden “eksik” tarihlerdir. Ayrıca o örgüt dışında olanların deneyimini kapsamadığı için de sendika tarihlerini  “emek tarihi” ile özdeşleştiremeyiz. Emek tarihinin bir parçasıdır ama yukarıda saydığım, sayılabilecek birçok nedenle de “eksik” bir tarihtir.  

Peki kurum tarihleri başka türlü yazılabilir mi; evet bu artık mümkün. Bahsettiğim iki kitap esasında, genel çerçevenin dışına pek çıkmamasına rağmen geçmişte yazılan sendika tarihlerinin, barındırmadığı bazı deneyimleri de anlatıya dahil etmesi yani sızıntılar içermesi açısından, bu işin farklı yapılabileceğine örnek oluşturuyor bir açıdan da. Bunda sendika dokümanları, genel kurul raporları, gazete taramaları vs gibi bilindik materyallerin yanı sıra “sözlü tarih” gibi “aşağıdakilerin” hikayesine, ya da yukarıdakilerin “görünmeyen” hikayelerine ulaşmamızı sağlayan sözlü tarih gibi yöntemlerin kullanılmasının önemli rol oynadığını düşünüyorum.  Ayrıca özellikle DİSK tarihinde fotoğraflar da kullanılış biçimleri nedeniyle bir belge olma niteliğine haizler.  Ve geçmişte olan bitenle ilgili özellikle görünmez kılınan grupların tarihi ile ilgili genel kurul kararlarının anlattığından çok daha fazla ipucu içeriyorlar. Tarihçilik ve emek tarihçiliği, feminist tarihçilik biraz da ipuçlarının izini sürme bunları ayıklayarak, işin içine yorumu da katmakla ilgili değil midir?

DİSK’in görsel arşivi ne durumdadır bilemeyeceğim ama yine de eski kurum tarihi kitaplarına   göre biraz daha fazla görseli doğru biçimde kullanmışlar birinci ciltte. Bu, kitabın olumlulukları arasında sıralanabilir.

Kurum tarihinin sıkıcı yapısını yer yer kıran portreler, önemli grevlerin, direnişlerin başka başka tarihçiler gözünden anlatımlarını içeren çerçeve yazılar, yine sendika dışında sendikaya ilişkin yazan insanların yazıları,  DİSK tarihi Cilt 1’in kapsamını genişleterek onu güçlendirmiş.   

Diskografi dikkate değer

Fakat asıl yenilik Diskografi bölümünde olmuş. Kim akıl ettiyse aklına sağlık.  Bu bölümde DİSK’in kurulduğu ve genişlediği odaların, evlerin yani mekanların anlatılması, emek tarihinin mekan tarihini de içerebileceğinin ipuçlarını veriyor bize.   Çok kısa fakat yöntemsel bir katkı.  Politika metinleriyle, verdikleri eğitimlerle, bağıtladıkları toplu sözleşmelerle, uluslararası sendikalarla kurdukları ilişkilerle, çıkardıkları dergilerle, sürdükleri sendika araçları ve tutukları muhasebe kayıtlarıyla DİSK’in, DİSK olmasını sağlayan,  en görünmeyen emek türü olan çalışan emeğinin de bir biçimde kaydının tutulması ne kadar iyi olmuş.

DİSK’in ilk logosu

Mekan tarihinin ve çalışanların, uzmanlık daireleri faaliyetlerinin kurum tarihi içine katılması tarih yazımını demokratikleştirdiği gibi deneyim alanını genişleterek, daha tam bir tarih olmasının da yolunu açmış oluyor böylelikle. Bu sızıntı geliştirilmeli.   

DİSK’te çalışanlar ve emek verenler (1967- 1975) isimli bölümde yöneticilerin değil ama çalışanların ve dışarıdan katkı sağlayanların bir listesi çıkarılmış, bu liste çalışanların görünürlüğüne katkıda bulunmasının yanı sıra sendikanın içindeki işbölümü hakkında da bize bilgi sunuyor. Listeye toplumsal cinsiyet büyütecini yönelttiğinizde sendika bünyesinde kadınların muhasebe, sekreterlik gibi “kadın mesleklerinde” istihdam edildiğini görüyoruz. Tek istisna Nermin Aksın o da avukat zaten, temizlik yapanlar ya da yemekhanede çalışanlar listeye alınabilseydi, onlar da kadın olurdu büyük ihtimalle. Buna karşılık itibarlı (araştırma, basın- yayın, eğitim, dışilişkiler, uzmanlık daireleri erkeklerin yönetiminde, ya da tekelinde). Bir çentik kırılmasına rağmen cinsiyetçi işbölümünün bugün de sendikalarda hala varlığını sürdürdüğünü görüyor, biliyoruz.  Yine listedeki kadınlara ya da yakınlarına ulaşılarak, DİSK’te, “o dönemde yönetici kadın yoktu, ya da kadın çalışması yoktu” anlayışının ötesine geçilebilirdi. Kadın emek tarihi yazmanın çeşit çeşit yolları var.

Kadın tarihinde fotoğrafın önemi

Fotoğraflar kadın emek tarihi açısından birincil kaynaklardandır, DİSK Cilt 1 Sayfa 287’de kullanılan İstanbul Merter’de Lastik- İş binasının alt katındaki Kimya İş genel merkezi ve Mensucat- İş İstanbul Merkez Şubesi’ndeki işçileri gösteren bir fotoğrafın sol köşesinde elinde file çantası ve üçgen baş örtüleriyle kadın işçiler yer alıyor. Bu fotoğraf 1967-1970 yılları arasında DİSK’e üye olan kadın işçilerin izini sürmek açısında çok somut bir ipucu oluşturuyor.  Aynı biçimde Gıslaved’de 1300 işçinin oturma grevi yaptığı haberini veren Cumhuriyet Gazetesi’nde yer alan ve gözaltına alındıkları belirtilen Gönül Elif Tolon, Kadriye Deniz Özen’in fotoğrafları da öyle.

Esasında klasik tarih yazımı bilgisi açısından baktığınızda bile burada bir olay var; 1300 kişinin katıldığı oturma eylemi. Belge var; iki kadının tutuklandığına dair fotoğraflı haber ve onların isimleri. Siz ne yapacaksınız; olayla materyal arasında doğru bağlantıyı kuracaksınız. Üstelik olay üzerinden yüz sene geçmemiş. Bu izler sürülerek döneme ilişkin kadın hikayelerine varmak mümkün olabilirdi. Yine resmi kaynaklardan toplu sözleşme metinlerinden doğum, çocuk izinleri ve yardımlarına süresine, miktarına erişmek mümkün olabilirdi. Diğer sendika kurum tarihlerine göre emek tarihi açısından yeni yaklaşımlar ve olanaklar içeren DİSK Cilt 1 de kadınlar ne yazık ki yoklar. İkinci ciltte olurlar sanıyorum, çünkü işçi kadınlarla TKP’yi buluşturan koskoca bir İKD deneyimi, DİSK içinde vuku buldu.

Otomobil- İş’te kadınlar

Otomobil İş Tarihi 1 daha yeni bir çalışma geçtiğimiz Ağustos ayı içinde çıktı.  Biçim ve olayın dizilişi ve aralarındaki hiyerarşi açısından klasik sendika kurum tarihleriyle daha fazla uygunluk teşkil ediyor. Bunda şimdiye kadar tarihi yazılmamış bir sendikanın tarihine el atmasının önemi büyük. Otomobil- İş Tarihi 1’de de diğer sendikal belge, bilgi toplama biçimlerinin yanı sıra sözlü tarih yöntemi kullanılmış. Burada da DİSK tarihinde olduğu gibi ünlü adamlar ve onların kurumdaki sendikadaki konumları üzerinden yapılmış sözlü tarih çalışmaları. Sözlü tarih kamusal alanda cereyan eden ve belgelerle açığa çıkarılan olayın, canlı tanıklıklarla desteklenmesini sağlamak üzere kullanılmış. Ama sözlü tarih yöntemiyle başkanların, şube başkanlarının, sendika içi ve dışı yaşantılarının görünmeyen yönleri ve yüzleri hakkında da bilgi sahibi olunabilirdi. Ve bunların tarihsel anlatıya katılımı artık kurum tarihleri açısından da mümkündür. Şablonları biraz kırmak gerekiyor. Sendikalar arası çekişme çatışma ve iktidar mücadelelerinin bir sendika özelinde tarihine ulaşmak, için öğreticiydi; sendikacıların ders alması dileği ile… 

Evet, Otomobil- İş tarihi esasında bir alandaki şablonu kırıyor; hem de çok önemli bir şablonu. Kurum içinden ve kurumun isteği üzerine yazılmış sendika tarihlerinde olmayan, görünmeyen bir kategori “kadın” Otomobil- İş tarihinde yer alıyor. Bunda Nuran Gülenç’in yazarlardan biri olmasının rolü elbette büyük. Kitabın 171-175 arasındaki sayfalar sendikadaki kadın işçilere ayrılmış. 2. Feminist dalganın uluslararası sendikalara onlar aracılığıyla da Türkiye’deki sendikalara yansıması, 1970’li yılların ikinci yarısından itibaren oluyor. Otomobil-İş’te de bu dönemde kadın işçi ve sendikalarda kadın işçi temsili gündeme geliyor. Bu dönemde kadınların gelebildiği en yüksek sendikal görev temsilcilik.

Bölümde çerçeve yazısı olarak kullanılan ESAS işyerinden Bilge Öz’ün mektubu, 70’li yılların sonuna doğru kadınların çalışmasıyla ortaya çıkan çocuk bakımı sorununun (kadının sorumluluğunun) iş verimliliği ve ailenin parçalanmaması üzerinden ele alınması ise dönemin kadın konusunda hakim ideolojisinin “sınıf” tarafından nasıl yeniden üretildiğini göstermesi açısından önemli. 

Çatısı genellikle erkek uzmanlar ve yöneticiler tarafından oluşturulan sendika kurum tarihlerine, kadınlara dair bir deneyimin sızması sendika tarihlerinin erkek egemen yapısının kırılması ve kurum tarihi yazımının demokratikleşmesi konusunda atılan olumlu bir adım.   

Sendika tarihlerinde kadınlar nasıl yer almalı? Sorusunun feminist tarih ve toplumsal cinsiyet tarihçiliği nezdinde birkaç cevabı var. Feminist hareketin yükseldiği bir dönemde artık eskisi kadar çaresiz değiliz.

Kadınlar ana başlık

Otomobil-İş Tarihi özelinde kadın işçilerin, genel bir başlık altında, alt başlık olarak değil de ayrı bir bölüm olarak ele alınması daha doğru olabilirdi. Tarihe toplumsal cinsiyet perspektifi ile baktığınızda, varolan kronolojileri de aşmak zorundasınız. Tasarımcı arkadaşa da ufak bir not iletmek isterim, kardeşim sendikanız geleneği kırarak kurum tarihi içine kadınları da katarak, bir ilki gerçekleştiriyor, bölümü sayfanın dibinden başlatmak ta nedir? Algıda seçiciliği yüksek olan bir okur olarak ikinci taramada valla zor buldum…

Bu kitaplar için söylemiyorum ama DİSK’in ve DİSK’e bağlı sendikaların tarihleri dönemin sol partilerin ve siyasetlerinin bazılarının tarihleriyle de paralellik taşıyor.  Bu tarih TİP, TSİP, TKP gibi dönemin Sovyet yanlısı siyasetlerin tarihi. Fakat yakın tarihimizde sendikalarda değil ama fabrikalarda işçiler arasında ve mahallelerde kitle çalışması yapan, ciddi örgütlülüğü bulunan sol siyasi yapı ve hareketlerin olduğunu da biliyoruz. Bu arkadaşların sendika tarihlerini daha dikkatli okumalarını öneririm, çünkü emek verdikleri alanda ciddi çarpıtmalar olabiliyor.    

İki kitap da gerçekten ciddi bir emek ve birikimin ürünü olarak ortaya çıkmış. Getirdikleri yenilikleri, eksiklikleri, sevaplarını, günahlarını yazmak boynumuzun borcu. Çünkü hafızamız ortak ama biz farklıyız, toplumsal cinsiyet de dahil olmak üzere farklılıkları ortaya koymak, eksikliklerin altını çizmek ortak hafızamızı genişlettiği gibi bugün yapıp ettiklerimiz ya da edeceklerimiz konusunda yolumuzu aydınlatır. Eleştiri yapıları, kurumları, hareketleri, yalakalık da kişileri yüceltir. Ya da biz öyle biliyoruz.

Kemal Türkler tesislerinde zaman zaman ders vermeye giderim, giderdim. Ana binada bulunan dersliklerden gecelenecek yerlere geçerken yürüdüğümüz yolun kenarında, musluğundan çoğu zaman su akmayan bir çeşme vardır: Sabahat Türkler Çeşmesi…İçim cız eder her seferinde. Tarihsel olgular bazen nesnelere de kazınır. Sendikalar… Büyük erkekler. Onların başarılar ve kadın hayatları… Simge gibidir adeta bu çeşme. Sabahat Hanımın ve daha pek çok kadının hikayesini de sendika kurum tarihlerine katmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Siz ne dersiniz?  

Not: Kitapları ilgili sendikaların genel merkezlerinden edinebilirsiniz.

Tags: , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑