fbpx

Yazarlar

Published on Eylül 15th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Bugünün ayak izleri dünün 12 Eylül’ü – Perihan Baçaru

Türkiye siyasi tarihine karanlık bir sayfa olarak düşen 12 Eylül 1980’de yapılan faşist darbenin üzerinden tam 40 yıl geçti. Türkiye’nin açık cezaevine çevrildiği bu süreçte 1 milyon 683 bin kişi fişlendi, 30 binin üzerinde insan mülteci olarak yurt dışına kaçtı, 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı, yüzlerce insan işkencede öldü, 17 yaşındaki Erdal Eren’inde içinde olduğu 50 kişi idam edildi. 12 Eylül’ün baş mimarlarından faşist Kenan Evren idamlarla ilgili, ‘’Asmayalım da Besleyelim mi?’’ sözüyle tarihin utanç sayfalarına yazıldı.

12 Eylül öncesi dönem, Türkiye devrimci hareketinin ve sınıf mücadelesinin yükseldiği grevlerin, boykotların, direnişlerin gerçekleştiği bir süreç yaşanıyordu. İşçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin özgürlük, demokrasi sosyalizm, faşizm gibi kavramlarla tanıştığı ve hızlı bir politikleşmenin yaşandığı yıllardı. Ve Türkiye’nin hemen her yerinde   sokaklara salınan faşistlerin her gün birilerini katlettiği bir iç savaş yaşanıyordu.

Böylece 1 Mayıs ‘77, Çorum, Maraş, Ankara Bahçeli Evler gibi pek çok katliamlarla 12 Eylül darbesini ihtiyaç haline getirecek koşulların yol taşları egemenler tarafından hızla döşendi.

’Bana sağcılar, milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz’’ diyen zamanın başbakanı Demirel, Çorum olayları esnasında, ‘’Çorum’u bırakın, Fatsa’ya bakın!’’ sözü ile 11 Temmuz sabahı Fatsa’da Nokta Operasyonu gerçekleştirilecekti.

Ve 12 Eylül 1980’de faşist cunta işbaşına koyuldu!

ABD’nin gizli diplomatik belgelerinde darbe öncesi, ‘’Askeri liderleri iyi tanıyoruz, endişelenmeye gerek yok! Sonrası ise,’’ bizim çocuklar başardı!’’ Diyeceklerdi.

Darbeyle amaç, yükselen işçi sınıfı mücadelesinin ve sol, sosyalist ve devrimci örgütlenmelerin önünü keserek proletaryayı savunmasız hale getirmek, IMF’in 24 Ocak Ekonomik Kararlarını uygulamak ve ona uygun yasaları çıkarmak, Türk-İslam senteziyle ırkçı, milliyetçi ve gerici dinci bir devlet ve toplum projesini hayata geçirmekti. Yeni döneme uygun faşist devlet ve toplum modelinin kurumsallaşmasıydı amaç.

Darbe başta sol, sosyalistler ve devrimciler, demokratlar olmak üzere bütün muhalefetin üzerinden silindir gibi ezdi geçti. Mamak, Diyarbakır, Metris başta olmak üzere Türkiye’nin bütün cezaevlerinden işkence sesleri yükseldi. Yüzlerce insan işkencede öldürüldü.

12 Eylül faşist cuntasının estirdiği terör nedeniyle, ‘’acaba akşama gözaltına alınmadan, başıma bir şey gelmeden eve gidebilecek miyim?’’ diye insanların sürekli endişelendiği ve birbirinden ürktüğü zamanlar devreye girdi.

Binlerce insan işinden atıldı. Her an tutuklanma ve işkenceye maruz kalma korkusu, baskı ve şiddet zamanla insanları sindirdi. Buda insanların baskıcı düzeni eleştirme ve sorgulama cesaretini kaybetmesine neden oldu.

Fakat her türlü işkenceye ve insan hakları ihlallerine rağmen cezaevlerindeki devrimciler insanlık onurunu yok etmelerine izin vermediler ve direndiler. O dönemde direnenler umudun ve direnmenin tarihini yazdılar!

12 Eylül’de kadınlar!

12 Eylül döneminde hapishanelerde kadın tutsak olmak daha zordu. İçerde hem işkenceye hem de taciz ve tecavüze maruz kalmak vardı.  Bu iğrenç uygulamaların kadınlar üzerindeki yol açtığı psikolojik etkilerinden dolayı birçok kadın uzun bir zaman yaşadıklarını anlatma cesaretini gösteremedi. Kadınlar ancak zamanla yaralarını sardıkça hem 12 Eylül cuntasının zindanlarında maruz kaldıkları işkence ve tecavüzleri açığa çıkardılar hem de erkek egemen bakışı ve onun zihniyeti ile yüzleştiler.

Ayrıca süreç içinde 12 Eylül öncesi yer aldıkları devrimci mücadeledeki görünmeyen emeklerini görünür kıldılar. Çünkü darbe öncesi kadınlar faşizme ve faşist saldırılara, zamlara ve sömürüye karşı mitinglerde en ön saflarda yer almalarına, pek çok genç kadının evini, okulunu terk edip gecekondularda ev, ev gezerek mahallelerde devrimci çalışmalar yapmış olmalarına rağmen bu emek görülmedi ve hemen hemen hiç bahsedilmedi.  

Kadınlar faşist cuntanın tüm baskılarına ve sindirme politikalarına rağmen içerde olanlar birbirlerinin yaralarını sardılar. Dışardakiler ise askerlerin copuna ve hakaretlerine rağmen sokaklara çıkma cesaretini göstererek içerdekileri yalnız bırakmadılar, onların sesi oldular.

Kadınlar cezaevi önlerinde ortak yanlarını ve taleplerini birleştirerek daha güçlendiler ve birbirleriyle çok güçlü bir dayanışma geliştirdiler.

Tutuklu yakınları için bir araya gelen kadınlar bu süreci, ‘’Bu bir sınavdı. Bu sınavla gücümüzü fark ettik.” diye ifade edeceklerdi yıllar sonra.

Kendini sınamayı, direnmeyi öğrenmek, mücadele etmenin, ne olursa olsun teslim olmamanın, ayakta kalmanın kendine ve diğerlerine nasıl güç verdiğini görmek, yenilginin tam ortasındayken bu çabalar küçümsenemeyecek mücadelelerdi.  

12 Eylül’ün utanç tablolarından bir diğeri ise Kürtçe konuşma yasağının getirilmesi oldu. Hatta Kürtçe dilinin yasaklanması sonucu ceza evlerine görüşmeye giden ama Türkçe bilmedikleri için evlatlarıyla ve yakınlarıyla konuşamadan geri dönen Kürt kadınların yaşadıkları bu insanlık dışı uygulamalar romanlara konu oldu.

Sonuçta 12 Eylül darbesi hem ekonomik, politik hem de sosyal, kültürel yaşamı derinden etkiledi. Bütün toplum bir travma yaşadı ve bu travmanın etkileri ise halen sürüyor.

 12 Eylül’den bugüne kadar ise değişen hiçbir şey olmadı!

Bugünün ayak izleri bizi dünün 12 Eylül’üne götürüyor. Çünkü 12 Eylül darbesi ile egemenlerin yapmak istedikleri bugün darbe koşullarının yarattığı sonucun ürünü olan AKP iktidarı ve tek adam rejimi ile sürdürülüyor. AKP-MHP iktidarı ile Türkiye nefes alamayan insanların sayısının her geçen gün arttığı bir ülke haline getiriliyor. Bugün başta HDP olmak üzere bütün muhalefete ve emeğe yönelik saldırılar sınır tanımadan devam ediyor.

Hele hele bu iktidarın kadını ötekileştiren, eşit görmeyen cinsiyetçi politikaları kadına yönelik şiddeti ve kadın cinayetlerini artırmış, bir kadın kırımına dönüştürmüştür. Çocuklara yönelik taciz ve cinsel istismarlar hiçbir dönemde olmadığı kadar bu dönemde çoğalmıştır.

Bugün 12 Eylül darbesinin üzerinden 40 yıl geçmesine rağmen ne yazık ki aynı zihniyet devam ediyor.

Türkiye 12 Eylül’den kalan yasalarla yönetildiği ve darbelerle yüzleşmediği sürece bugünün Türkiye’sinde demokrasi, insan hakları, eşit haklar ve özgürlükler hayal olmaya devam edecektir.

Hayal Olmaması için

Unutmayacağız!

Tags: , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑