fbpx

Yazarlar

Published on Nisan 25th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Bir coğrafyada bu kadar katliam, yetmedi mi? – Perihan Baçaru

23- 24 Nisan tarihlerinde başlayan Ermeni katliamının üzerinden 105 yıl geçti. O günden bugüne katliamla ilgili yazılar yazıldı, araştırmalar ve tartışmalar yapıldı, şiirlere, türkülere, konu oldu, filmler çekildi. Ancak onca kanıtlara ve ısrarlara rağmen tek bir şey yapılmadı, o da Ermeni katliamı ile yüzleşmek.

Tedirgin bir güvercin gibiyim!

Ermeni katliamı denilince aklıma Hrant Dink düşüyor. Ölümünden sonra yüzbinlerin ‘Hepimiz Ermeni’yiz’, dövizleri taşıdığı sonsuzluğa yolculukta, zihnimizin ve vicdanımızın tarihimize bir yolculuk yapmasına vesile oldu. Onunla 1915’lere giderek Ermeni meselesi ve tarihimizle yeniden yüzleştik.

Hayatta kalan Ermeni çocukları ile ilgili araştırmalar yaptığı dönemde yazılı ve sözlü basında ırkçı ve faşist çevreler tarafından kendisine yönelik başlatılan linç kampanyası ile ilgili şöyle diyecekti Hrant Dink.

“Sürekli tehditler alıyorum. Tıpkı bir güvercin gibiyim. Bir güvercin gibi biryanım tedirgin biryanım ürkek. Tehditler yakınlarımı da içine aldı. Terk etmek veya kalmak ve direnmek. Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardık. Bir gün gitmeye mecbur kalırsak ama, Tıpkı 1915’deki gibi çıkacaktık yola…” der.

Ancak her şeye rağmen kalıp direnmeyi tercih eder. Her zaman halkların kardeşliği ve özgürlükler mücadelesinden yana tavır alır.

Onun başına gelenler Türkiye’de demokrasiden, halkların kardeşliğinden ve insan haklarından yana olan, birlikte yaşamayı savunan, toplumsal barış için mücadele edenlerin uğradığı sonuç olur. Aslında Hrant’ın yaşadıkları, bizlere farklı kimliklere ve inançlara yönelik oluşturulan kin ve nefretin, linç kültürü ile nasıl tehlikeli bir hal alabileceğini gösterdi.

Katliama giden yol taşları yavaş, yavaş döşenir

 Ancak 1915’de Ermenilere yapılan katliam ilk değildir. 2.nci Abdülhamid’in kendi isminden esinlenerek kurduğu Hamidiye Alaylarıyla, Ermeni halkına yapılanlar ve dayatılan tehcir politikaları, İttihat Terakki’nin kurucusu olan Enver Paşa, Talat Paşa, Cemal Paşa’yla devam ettirilir.

İttihat Terakki’nin önemli isimlerinden Harbiye Nazırı Enver Paşa önderliğinde 1914’de bugünkü Kontr-gerilla ve Jitem türü örgütlenmelere benzeyen Teşkilatı Mahsusa kurulur. Önce vilayetlerde ne kadar Ermeni ve diğer azınlıklardan insan varsa listeleri çıkarttırılır.

Osmanlı döneminde ekonomik ağırlığı olan Ermenilerin birçoğu zanaatkardır, ticaretle ve bilim dalları ile uğraşırlar. Bu alanları Ermenilerden alıp, Türk milli burjuvazisi yaratmak için Teşkilatı Mahsusa çeteleri ile birlikte onlara karşı yapılacak katliamın yol taşları yavaş, yavaş döşenir.

Sonra, 1915’de tehcir ve katliam planları başlar ve aşamalı yapılır. Bir taraftan Ermeni halkını savunmasız bırakmak için eli silah tutan erkekler askere alınıp, silahsızlandırılırken, diğer taraftan dış dünya ile ilişkilerini kesmek için Ermeni aydın, yazar, çizer doktor kim varsa tutuklanıp gözaltına alınır. Sonrası malum, Ermeniler tehcir adı altında yerinden, yurdundan edilerek, ya yollarda katledilir veya bulundukları köylerde. Çok azı hayatını kurtarır.

Hayatta kalan Ermeni kadın ve çocukların karşılaştıkları güçlükleri ve zorlukları, yaşadıkları travmalar ve hayat hikayeleri ise, akıllara durgunluk verecek başka bir yok sayılma, tarihin derinliklerinde unutturulma olarak karşımıza çıkar.

Her şeye rağmen bu katliamı onaylamayan birçok insan, devletin ağır cezalarına rağmen yardım eli uzatıp birçok Ermeni’nin hayatını kurtarmasını sağlar.

İnkâr edilse de hemen herkesin bildiği bir şey var ki oda Ermenilere yapılan soykırımın arkasında hem ekonominin hem de coğrafyanın Türkleştirilmesinin yatmış olması.

23- 24 Nisan tarihinde başlayan ve 1,5 milyona yakın Ermeni’nin katledildiği tehcirin üzerinden 105 yıl geçti. Halen soykırım mı, değil mi tartışmaları ise devam etmekte.

 Sivas’ın havasını nasıl soludunuz?

Acı ve travmalarla devam eden olaylar, katliamlar günümüze kadar devam etti. Ermeni katliamı denilince aklıma Sivas’ta Pir Sultan Şenlikleri sırasında dünyanın gözleri önünde Madımak Oteli’nde yakılan 35 canımız gelir. Türkiye tarihine karanlık bir sayfa olarak yazılan Sivas olayı, AKP iktidarının yandaşları tarafından tartışılırken o kadar ileri gittiler ki, yakılan canların değil, yakanların mağdur olduğu iddialarına dönüştü.

 Bu da bize bir kez daha gösterdi ki olay, yer ve mekân farklı olsa da ortak yanı, resmi tarihin yazıcıları olayları ret ve inkâr üzerinden kaleme almaya devam etmekteler.

Hep sorarım, Sivas’ta diri diri yaktığınız canlardan sonra, dumanların karıştığı havayı nasıl soludunuz? Sularını nasıl içtiniz?

Travmalarla dolu bir yüzyıl

 Ancak mazlum halklara yönelik katliamlar bitmedi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonrada, başta Alevilere ve Kürt halkına olmak üzere imha ve katliamlar devam etti.

İnsanlar yerinden, yurdundan edildi, zorla göç ettirildi, dili, inancı yasak edildi.

1919-20 de Koçgiri, 1938’de Dersim katliamları yapıldı. 1955’de Adnan Menderes döneminde gene Rumlara karşı 6-7 Eylül olayları yaşandı.

Sonra 12 Mart darbesi ile Türkiye halklarının bağımsızlığı için mücadele eden devrimcilere karşı devam etti saldırılar.

 Deniz Yusuf ve Hüseyin idam edildi, 9 yoldaşı ile Mahir Çayan Kızıldere’de , İbrahim Kaypakkaya ise Diyarbakır zindanlarında öldürüldü.

Yetmedi, Maraş, Malatya, Çorum katliamları tarihin karanlık sayfalarına eklendi. Arkasından 12 Eylül faşist darbesinden sonra asmayacağız da besleyeceğiz mi diyen faşist Kenan Evren’in kaleminden kan döküldü. Arkasından idamlar ve işkenceler.

Devam etti. Vedat Aydın, Musa Anter, Metin Göktepe gibi onlarca gazetecinin canına kıyıldı. Kürt halkına karşı sürdürülen kirli savaş binlerce insanın canına mal oldu. Faili meçhul olmayan cinayetler, yakılan, yıkılan köyler ve zorla sürgün edilen, dili yasaklanan bir halkla devam etti acılar. Sonra Roboski düştü tarihin sayfalarına ve daha niceleri.  Yetmedi, gezi direnişinin simgesi Ethem, Medeni Yıldırım, Zeynep Eryaşarı, Ali İsmail Korkmaz ve Berkin Elvan gibi ülkenin aydınlık yüzü ve geleceği olan onlarca insanı sildi…

Bir coğrafya ’da bu kadar katliam! Yetmedi mi?

Unutabilir miyiz?

Katliamları bir daha yaşamamak için, tarihimizden ders çıkarmak için,

Unutmamalı, Unutturmamalı.

Katliamlarla yüzleşmek, gereklerini yerine getirmek ise tarihsel bir sorumluluk.

Eşit, özgür bir dünya umuduyla!

24.04.2020

Tags: , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑