fbpx

Yazarlar

Published on Ekim 15th, 2020 | by Avrupa Forum 5

0

“Bilinçli ölüm ölümsüzlüktür!” – Hilmi Toy

Bir yıl oldu yaşama veda edeli Garbis Altınoğlu’nun. Bir yıl önce yazmıştım ardından. Bir yıl önce yazıp da paylaşmadığım yazıyı bir yıl sonra anısına saygıyla paylaşmak istiyorum. Dün nasılsa bugün de öyle duygu ve düşüncelerim. Garbis üzerine elbette daha yazılacak, söylenecek çok şey var. Şimdilik Bir iki önemli konuyu eklemek istiyorum yazıya sadece.

Bir öğretmeni uğurladık yine. Emeğin, Emekçinin öğretmenini, işçi sınıfının öğretmenini uğurladık. Öğrencilerinin çoğu katıldı Uğurlamaya. Yaşamı öğretici bir öğretmendi.

Bir yazarı uğurladık sonsuz yolculuğa. Çoğu okurları katıldı Uğurlamaya. İşçi sınıfının yazarı, keskin kalemiydi. Durduraksız yazardı. Ömrü yazmakla geçti. Keskindi kalemi, sınıf siyasetinin en keskinlerinden. Yazdıklarıyla kimini kızdırdı, kimini küstürdü, kimini düşündürdü hep. Okurları geldi izini sürerek.

Sosyalist bir aydını uğurladık ışığını tutarak sonsuzluğa. Aziz Nesin’in “ödlek Aydınlar” dediklerinden değildi. Ödleklerle hesaplaştı hep. İşçi sınıfı biliminin titizliğini korudu, bilgi kirlenmesine karşı, moda olan postmodernizmin, liberalizmin literatürüne karşı, her tür sapmalara karşı uyaran, uyandıran oldu. Rıfat Ilgaz’ın “Aydın mısın?” diye sorduklarından değildi. Karanlığa ışık tutanlardandı. Toplumsal ve siyasal sorunlara ilgisiz, ışık vurmasın diye penceresini kapatan olmadı hiç bir zaman. Işık Kutlu’nun “Eylülist Aydınlar” dedikleriyle yazın alanında keskin bir çizgi koydu arasına. Ardından devrimci Aydınlar, yazarlardan kimileri Uğurlamaya katıldı, kimileri de gerçeğin övgüsünü yazdı.

Bir dava insanını uğurladık. Bir örgüt, bir parti, bir dernek insanı değil, ama sağlam bir dava insanıydı. Ömrünü adadığı Davasının insanları geldi daha çok Uğurlamaya.

İçerde, dışarda, derste sırada, sorguda, mahpusta bir yoldaştı, bir arkadaştı, bir dosttu uğurlanan Ekim kızıllığıyla. Yoldaşları, arkadaşları, dostları geldi son yolculuğuna uğurlamaya. Vefası vedasına yoldaşlık etti.

Dünyanın bütün İşçilerini, ezilen halklarını sevdi, inandı, güvendi hep onlara. Umudunu kaybetmedi hiç bir zaman. Ömrünü işçi sınıfının yüce davasına adayarak, inandığı değerlerle yaşadı. Devrim ve sosyalizm mücadelesinin sorunlarına teorik ve pratik katkılar için araştırdı, inceledi, az konuştu ama çokça yazdı. Emperyalist kapitalist sistemin, faşizmin her türlü zulmünü gördü, işkencelerini yaşadı, memleketin zindanlarında yattı, ama yılmadı, düşmana inat bir gün daha fazla yaşamak için direndi. İşçiler, emekçiler, Davasına inananlar, dava insanı olma bilincini taşıyanlar sonsuzluğa uğurladı Enternasyonal marşıyla. Kısacası sevdiklerin vardı son yolculuğuna uğurlarken seni, sevdiklerinden de çok sevenlerin gelmişti. Sen şahsında devrimci tarihlerine sahip çıktılar. Sen onların tarihiydin.

Şairin dediği gibi: “Asi bir rüzgardır ömrümüz, estikçe yıllar düşüyor dallarından. Yelken yeleli atlara binipte gidiyor hep içimizden birileri. Birer birer ve hep beraber eksiliyoruz. Sahipsiz mezarlar ülkesindeyiz, arayıpta bulunmayan. Fermanlar yazılıyor bir tarihin üstüne çizik çekerek, kendini yadsıyor her cümlesinde, kendini yaşıyor”.

Yüreğimize yaslandık ayrılık duvarları örüldükçe aramıza. Bir sevdadır yaşamak alnını Eylül  yağmurlarıyla yıkayarak, ve bir vedadır, sessiz, gösterişsiz, kirpiğine sis, gözlerine yağmur düşürerek Kızıl Ekim’in.

Ekim’de ne ölümüne razı gönlüm, ne de böyle uğurlanışına. Ne ömrünce aklında, yüreğinde, bilincinde taşıdığın bir bayrak, ne de bir pankart vardı. Ve biraz şaşırdık, biraz üzüldük, sitemler fısıldadı hep kulaktan kulağa.

“Bir bildiri de senin için yazılmadı, bir bildiri de senin için giderken” diyorum kahır kahır kahırlanarak. Gazetede iki satırlık habere bile değer görmediler. Tarihin olanlar, tarihinin tanığı olanlar, uzun ve bir o kadar da zorlu, bir o kadar da onurlu, hatta ve hatta bir dönem adınla özdeşleşen mücadele tarihinin yol arkadaşları, yoldaşlarının yazmaya elleri değmedi, aklı ermedi. Sosyalist adalet, emek değer bilme, kadir kıymet sayma, vefadan yoksunlukla “iç savaş güncesi”ne tutsak düştüler. Rosa Lüksemburg’un sözü geliyor aklıma: “Anılara gözlerimizi kapatırsak hepimiz ölürüz”. Anılara gözlerini kapatanlar düşünsün mü demeli bilemedim. Buna rağmen yaşama vedanın ardından onlarca insan, siyasetin değişik renklerini taşıyan insanlar senin “Komünist” kişiliğin, kararlı mücadelen, mütevazi yaşamın ve devrime pratik ve düşünsel, teorik katkıların üzerine övgüyle yazdılar, paylaştılar.

Sen de çok duygusallık yoktu iş siyasal tutum, siyasal yaklaşım, değerlendirme, tartışma, teorinin stratejik ve taktik sorunları olunca. Ayrılırken, yolları ayırırken özellikle komünist hareketin şaşmadan çok kararlı ve disiplinli bir şekilde belli başlı büyük sanayi merkezi olan kentlerde başta işçi sınıfı olmak üzere emekçi sınıflar içinde kök salarak, kendini üreterek yenilmez bir örgütlenme ile asli tarihi görevini yerine getireceğini kararlıca savundun. Kapitalist burjuva düzeni yıkıp yerine yepyeni bir düzen kurmanın “aşil topuğu”nun bu olduğunu hep söyledin. Tüm ideolojik ve siyasi konumlanmanın, mevzilenmenin, buna göre olmasını belirtirdin. Ancak bu hat üzerinden şovenizme ve her türlü milliyetçiliğe karşı mücadelede başarılı olunabilir diyordun. Komünist hareketin bu görevi yerine getirmek için zayıflığının ötesinde ideolojik ve politik savrulması nedeniyle bu görevin yerine getirilmemesi, sürekli ertelemesi, ötelemesi Garbis’in Garbis olarak “kadrolara uyarı” amaçlı yollarını ayırdın. “değişim ya da değişme” inancını, umudunu kesince ardına bakmadan ayırdın yolları. Her tür Siyasal sorunlara Soğukkanlı yaklaşan ve inandığın ve düşündüğün şeyleri söylemekten imtina etmedin. Örgütsüz ama örgütlü yaşadın yine de. Örgütlü olup örgütsüz yaşamaktansa örgütsüz örgütlü yaşamayı seçtin. Her şeye rağmen yaşamın inandığın ilkelerle uyumlu oldu. Kutsiye Bozoklar’ın dediği gibi “devrimci olmak yetmez, önemli olan ömrünü devrimci tamamlamaktır. Bütün zamanların devrimcisi olmaktır.” Garbis Altınoğlu’da bütün zamanların devrimcisi olarak ömrünü devrimci tamamladı.

Marksizm Leninizm’in ilkelerine bağlı kalarak yaşadı ve bunun mücadelesini verdin. Her türden anti-marksist, anti-leninist sapmalara karşı Marksizm Leninizm’in saflığını korumak amaçlı ilkeli mücadele ederek ömrünü tamamladın. Devrimci saflardaki her türden revizyonist, oportonist, liberal görüşlere karşı kararlıca mücadele etti. Stalin düşmanlığının açık gizli, örtülü örtüsüz geliştiği, sinsice devrimci saflara nüfuz etmeye çalıştığı günümüzde Stalin savunulmadan Marksizm Leninizm savunulamaz diyenlerimizdendin. “Stalin üzerine Yalanlar ve Gerçekler”i birde onun kaleminden okuyalım.

Bir Ermeni Garbis Altınoğlu olarak Kürt Ulusal sorununa olduğu kadar Ermeni sorununa da Marksist Leninist görüş açısıyla yaklaştın. Asla “dar ulusalcı” yaklaşıma düşmedin. Ulusların kendi kaderini tayin hakkını sonuna kadar savundun, bu doğrultuda verilen mücadeleyi haklı ve meşru görüp destekledin ama bağımsız sınıf çizgisini de korudun, savundun. “Kürt seviciliği” kadar “Ermeni seviciliği”ne de karşı çıktın. Enternasyonalist görüş açısını korudun. Enternasyonalist görev ve sorumlulukları da doğru kavramak için perspektif sundun. “Kırmızı Fularlı Kız” makalesi buna örnektir.

Sessiz sedasız siliniyor geleneğin izi, köklerinden bir kez daha kopuyor hareket, diyalektiğin yasaları işliyor yadsımanın yadsıması, inkarın inkarı olarak. Kabahat birazda bizde. Çoğu bizdeyse de kabahatin, birazı da sende. Yaşamın materyalist, gidişine idealizm bulaştı biraz. Kim sormaz “bu ne yaman çelişki?”.

Bir de kararların kağıt üstünde, kararcıların kendi meşrebince kendi elinde kalışının çelişkisi vurdu rengini 21 Ekim’e. Aklına, yüreğine, bilincine ferman  dinletmeyenler selam size. Birer birer ve hep beraber hepinize selam olsun. Ayrıyken buluşturdun bizi, buluşturup birleştirdin. Sen gerçeğimiz oldun yine, gerçek devrimcidir çünkü. “bilinçli ölüm ölümsüzlüktür!” diyerek uğurladık seni. Rosa Lüksemburg’un anıt mezar taşında “Ölülerimiz bizi uyarıyor!” yazıyor. Evet, Ölülerimiz bizi uyarmaya devam ediyor. Uyarıları kulağımıza küpe olsun.

Bir yıl önce “Güle güle hepimizin emekçisi” demiştim. Bir yıl sonra devrimci anısına saygıyla selamlıyorum. Mücadelen ve eserlerinle ışık tutacak, anılarınla yaşayacaksın.

Tags: ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑